FOTOĞRAF MAKİNESİ AYARLARI - AMATÖR GÖRSEL SANATLAR

asaiso.oneasaiso.one

asaiso.oneasaiso.one

asaiso.oneasaiso.one

İçeriğe git
ASA / ISO Değerinin Açılımı

Fotoğraf çekiminin ana ilkesi, ışığa karşı duyarlılaştırılmış film ya da dijital sensörün duyarlık oranına uygun olarak yeterli bir süre içinde, gerekli miktarda ışığın etkisi altında tutulmasıdır. Ortamdaki ışığı kontrol altında tutabilmek için önce kayıt malzemesinin ışık duyarlılık değerlerini (ASA/ISO hızını) ayarlayıp makinenize tanıtmalı, sonra da bu ayara bağlı olarak iki ayar daha yapılmalıdır. Bunlar diyafram ve enstantane ayarlarıdır. Bu iki ayar diyafram ve enstantane başlıklarında ayrıntılı olarak anlatılacaktır. ASA /ISO yapılması için öncelikle kayıt malzemesinin ışıktan etkilenme oranını belirten duyarlık değerlerinin ve özelliklerinin bilinmesi gerekir.

ISO (International Standards of Organisations )

ASA (American Standards of Associations )

SLR (değiştirilebilen objektifli) makinelerin tümünde bulunan ASA/ISO ayarı genellikle Compact (sabit objektifli) makinelerde bulunmaz.

ASA/ISO ayarları analog (filmli) makinelerin mekanik olanlarının sol üst köşesinde bulunan “Asa” düğmesi duyarlığı düşürmek için sola, artırmak için sağa doğru elle (manüel) çevrilerek yapılırken elektronik modelleri filmin ASA/ISO değerini dijital makineler gibi otomatik olarak algılar ve makine ekranında gösterir. Ancak bazı durumlarda makinedeki filmin duyarlığının altında ve üstünde film takma olanağı yoksa ASA/ISO ayarı dört stopa kadar ASA tuşuna basarken ayar yapma düğmesi çevrilerek değiştirilebilir. Örneğin, 50 ASA/ISO film 800 ASA/ISO olarak değiştirilebilir. Ama bu değişikliğin renk ton ve netlikte kalite kaybına neden olacağı unutulmamalıdır. ASA/ISO ayarlarının yapılışı makine türlerine göre değişiklik göstermektedir. Yeni model makinelerin ASA/ISO ayar tuşları ve işleyişi kulanım kılavuzlarında açıklanmaktadır.
Filmli makinelerin elektronik modelleri filmin ASA/ISO değerini dijital makineler gibi otomatik olarak algılar ve makine ekranında gösterir.




ASA/ISO Değerleri

Film hızları ISO (ASA) cinsinden ölçülür, 100’den başlayarak, 200, 400, 600 , 3200 ve 6400'e  kadar yükselir. Genelde oldukça aydınlık ortamlarda ISO 50 değeri kullanılır. Bu değer en az ışık hassasiyetini simgeler. Normal gün ışığında 100 ile 400 arası ISO’lar kullanılır. Geceleyin veya az ışıklı ortamlarda 800 veya 3200 arası ISO’lar kullanılır. Işık azaldıkça veya obje hızlandıkça daha hızlı filmler kullanmak gerekir.




Az ışıkta ISO ayarını yükselterek daha rahat fotoğraf çekilir ancak ISO ayarı yükseltildiği zaman görüntü kalitesi bozulur. Aşağıda ISO oranına göre görüntü kalitesi görülmektedir. ISO rakamı yükseldikçe görüntü kalitesi bozuluyor.





Farklı ASA/ISO Değerlerinin Fotoğrafa Etkileri
ASA/ISO’nun fotoğraf üzerindeki etkisi doğrudan görüntü kalitesi üzerinedir. Yüksek ISO değerlerini kullandıkça genel görüntü kalitesi düşer. Detay kayıpları başlarken gürültü miktarları gözle görülür bir şekilde artar. Bu nedenle ISO değeri ışığın yetersiz olduğu
durumlarda çekilecek konuya göre değişecektir. Ancak ISO’yu yükseltmek son tercih olmalıdır.

Gürültünün yanı sıra kimi durumlarda fotoğrafta tekrarlanan desenlerden kaynaklanan boydan boya çizgilere de rastlanabilir. İngilizce kaynaklarda ‘banding’ olarak rastlanan bu duruma biz de bantlaşma denilmektedir. Bu tarz sorunların önüne geçebilimek için fotoğraf
makinesinin sahip olduğu ISO yeteneklerini bilmeli ve ona göre yüksek ISO değerleri kullanılmalıdır.

Kullanılan filmin hızı (ASA/ISO) değeri çekilen görüntüyü yoğunluk, kontrast, gren ve tolerans bakımından etkiler. Bu etkilerin ne olduğunu anlayabilmek ve ona uygun film seçmek için bu kavramların bilinmesi gerekir.


. Gren: Filmin üzerindeki duyarlı katmanın (emülsiyon) içinde bulunan gümüş tuzu zerreciklerine verilen addır. Duyarlığı artırmak için düzensiz ve iri taneli, azaltmak için ise düzenli ve küçük taneli kristaller kullanılır. Filmde görüntü oluşturan gümüşün iri tanecikli ve düzensiz dağılımı, görüntünün sayısız küçük noktacık barındıran bir hâl almasına sebep olur. Fotoğraf büyütüldükçe bu
noktacıklar da büyüyerek kalitesiz bir görüntü oluşturur. Düzenli ve küçüktanecikli olması ise grenlerin görüntülerde büyültmeler dışında belliolmamasına veya çok küçük olmasına yol açar.

. Kontrast: Siyah beyaz fotoğrafta en siyah ve en beyaz yerler arasındaki ton farkıdır. Yani zıtlığıdır. Renklide ise açık ve koyu renkler arasındaki ton ya da şiddet farkıdır. Kontrast yükseldikçe görüntülerde siyah ve beyaz belirginleşir, griler ise kaybolur. Yüksek kontrast renkli ve siyah beyaz fotoğrafta biraz açık ve biraz koyu görüntüleri çok açık ve çok koyu hâle getirip detayları azaltırken düşük kontrast çok açık ve çok koyu görüntüleri orta tonda göstererek detayları artırır.

. Yoğunluk: Genellikle kontrastlıkla karıştırılan yoğunluğa keskinlik de denir. Yoğunluk, yan yana gelen iki farklı renk arasındaki geçiş keskinliğidir. Fotoğrafın renklerinin birbirinden keskin bir şekilde ayrılması ve doygun görünmesinde yoğunluk çok etkilidir.

. Tolerans: Çekimde oluşan pozlandırma (filmin ya da kartın ışıklandırılması) hatalarını, filmin telafi etme oranını ifade eder. Ara tonları gösterme ve küçük pozlama hatalarını telafi etme, yüksek ASA filmlerde daha fazladır.

 


Işık ve Renk Oluşumu
Görme ışıkla başlar. Işık görsel nesnelerin bize yansımasını, dolayısıyla görmemizi sağlar. Işık enerjisi olmadan fotografik görüntünün oluşması mümkün değildir.

Işık, düz dalgalar halinde yayılan elektromanyetik dalgalara verilen addır. 380-780 nanometre (nm) dalga boyları arası dalga boyu gözle görülebilir.
Işığın ve tüm diğer elektromanyetik dalgaların temel olarak üç özelliği vardır:
 Frekans: Dalga boyu ile ters orantılıdır, insan gözü bu özelliği renk olarak algılar.
 Şiddet: Genlik olarak da geçer, insan gözü tarafından parlaklık olarak algılanır.
 Polarite: Titreşim açısıdır, normal şartlarda insan gözü tarafından algılanmaz.
Bir cisim, belli bir derece ısıtıldığında ya da gazlar bir enerji yardımı ile uyarıldığında ısıtılmaya bağlı olarak çeşitli uzunlukta ışın saçar. Güneş de bu tür enerji kaynaklarından biridir ve dalgalar halinde ışın yayar.

Renkler
Rengin kaynağı ışıktır. Beyaz ışığın içindeki farklı dalga boyunda olan ışıkları değişik renkler olarak algılarız. Örneğin, beyaz ışığın içinde olan uzun dalga boyundaki ışığı kırmızı, kısa dalga boyundaki ışığı mavi-mor olarak algılarız. Işık bir prizmadan geçirildiğinde gözle de görülebilir; ışık dalga boylarının kırılması ile oluştuğu renk birimlerine ayrılır. Buna ışık tayfı (spektrum) denir.





Işınların bazıları gözle görülebilirken bazılarını gözle algılamak mümkün değildir. CIE (Commission Internationale de l’Eclairage) 380 nm ile 780 nm arasındaki dalga boylarını “görülebilir” olarak belirlemiştir. Bu görülen ışığın 380 nm’den (mavi) 700 nm’ye (kırmızı) değişen kombinasyonlarıdır.
Fotoğrafı çekilecek ışık kaynaklarının renk ısılarının bilinmesi filmde nasıl renk elde edileceğine yardım eder. Örneğin; fotoğrafta sarı renk elde etmek istiyorsak sabahın erken saatlerinde güneşin doğuşunda çekim yapmak gerekir, akşama doğru ise renk kırmızılaşır. Kışın gün ışığında yaza göre daha çok mavi tonlar bulunur. Bulutlu ve puslu havalarda yapılan fotoğraf çekimlerinde elde edilecek renk mavi tonlarıdır.





Fotoğrafta Işık
Işık, tüm görsel sanatların temelidir ve fotoğraf da, ışıkla yazma, ışıkla çizme sanatıdır. Bir çekimde fotoğraf makinesinin ayarları ışığa göre yapılır ve bir ölçüde fotoğrafın başarısı ışığa bağlıdır. (Photo Yunanca ışık anlamına gelir). Bu nedenle ışığı iyi bilmek ve buna göre de iyi değerlendirmek gerekir. Çekim sonrası karanlık odada yapılan işlemler de ışıklamaya dayanır. Buna fotoğrafta iç ışık denir. Çekilen objenin aydınlatılmasını sağlayan ise dış ışıktır. Yani fotoğraf ışıkla başlar, ışıkla biter.

Işık, fotoğrafın vazgeçilmez bir parçasıdır. Önemli olan uygun ışığı seçebilmektir. Tıpkı uygun bir kompozisyonu seçmek gibi. Işık, salt fotoğrafın oluşumunda rol oynamaz aynı zamanda sanatsal bağlamda da belirleyici olur. Kullanılan ışık tarzı fotoğrafın estetik değerinde etkili olur.



 



Işığın Özellikleri

Işığın parlaklık, renk, yön, kontrast gibi özellikleri mevcuttur.
.Parlaklık
Işık yoğunluğunun bir ölçüsüdür. Konu ile ışık kaynağı arasındaki mesafe ışığın şiddetini yani parlaklığını belirler. Parlaklık ışıkölçer (pozometre) ile ölçülebilir.
.Yön
Kompozisyon oluşturulurken öncelikle nasıl bir ışığın kullanılacağına karar verilir. Daha sonra değişik yönlerden gelen ışıkların model üzerinde nasıl bir sonuç vereceğini tahmin etmek ve tasarımı bu etkenlere göre yapmak gerekir. Çünkü iyi bir görüntü oluşturmanın yolu, çekim için en uygun zaman dilimini beklemek ve konuya, önden, arkadan, alttan, üstten ve yandan gelebilen ışık kaynağını kullanmak gerekir.
   
Yanal ışık: Daha güçlü ve zengin görüntüler elde edilir. Yandan gelen ışıkla oluşan gölgeler fotoğrafa derinlik duygusu kazandırır. Doku ve desen çekimlerinde bu ışık kullanılmalıdır.

  


Tepeden gelen ışık: Işık kaynağının konu üzerine tam tepeden gelmesidir. Kontrast yüksek olacağı için bu durumlarda fotoğraf çekilmesi tavsiye edilmez. Dışarıda bu tip çekim, öğle güneşi ışığıdır. Gölgeler çok küçük derinlik hissi yoktur.





Ters ışık: Işık kaynağı konunun arkasında, fotoğrafçının önündedir. Ters ışıkta fotoğraf çekmek çok zordur; ama çok etkili fotoğraflar elde edilebilir. Önden gelen ışıkta nesnenin görmediğimiz tarafını aydınlattığı için bakış yönümüzde detaylar kaybolur; ama nesnenin dış formu belirginleşir. İstenirse nesne dolgu flaşı ile aydınlatılabilir. Bunu fotoğrafa yükleyeceğiniz duygu belirler.





Önden gelen ışık (cephe ışık): Güneş ya da diğer ışık kaynaklarından kırılmadan gelerek doğrudan konunun üzerine düşen ışıktır. Işık kaynağı konunun önünde fotoğrafçının arkasındadır.

 



Alttan gelen ışık: Gerçek olmayan fantastik etkiler oluşturur. Doğal ışık kaynağıyla yapılamaz.





.Renk
Fotoğrafı çekerken hangi ışıkta hangi rengin hakim olacağını kavramak için renk ısılarını bilmek gerekir. Renk ısısı, ışık kaynaklarının verdiği renktir. Renk ısısının ölçü birimi de Kelvin’dir. Işık kaynağının renk ısısı arttığında ( Kelvin’i yükseldiğinde) mavi renk artar, kırmızı renk azalır. Tersindeyse yani renk ısısı azaldığındaysa kırmızı renk artar, mavi renk azalır. Bazı Kelvin değerleri şu şekildedir:
Gün ışığı 5400 K
Mum ışığı 1800 K
Gün batımı ve doğuşundan 1 saat öncesi 3400 K
Mavi gökyüzü 12000 K
Yapay ışık (Tungsten) 3400 K
200 W Ampul 3000 K
Bu değerler fotoğraf çekerken size yardımcı olacaktır. Fotoğrafınıza hâkim olmasını istediğiniz rengi elde etmek için kullanacağınız ışığın Kelvin derecesini bilmelisiniz.

Ev ampulü ve floresan insan gözü tarafından beyaz ışık kaynağı olarak algılanırken fotoğraf filmi ev ampulünü turuncuya, floresan ışığını ise yeşile yakın renklerde kaydeder. Yani farklı ışık kaynakları farklı renk sıcaklıklarına sahiptir.
Çok düşük renk sıcaklığına sahip mum ışığı, turuncu-kırmızı tonlarda ışık yayar.

.Kontrast
Fotoğrafta en karanlık ve en aydınlık bölümler arasındaki ışık yoğunluğudur. En aydınlık ve en karanlık alanlar arasındaki fark fazla olduğunda kontrast yüksek, bu fark az olduğunda kontrast düşüktür.

Işık kaynağından yayılan ışığın konuyu her yönden eşit bir şekilde aydınlatması sonucu örneğin bulutlu havada çekilen fotoğrafta kontrast düşük olur. Bunun karşıtı ışığın tek bir yönden konuyu aydınlatması sonucu yani güneşli havada çekilen fotoğrafta kontrast yüksek olur. İyi bir fotoğraf için kontrast ana etkenlerden biridir. Fotoğrafta kontrast ne fazla ne eksik olmalıdır.

 


Bir yaz günü güneş tam tepedeyken özellikle ormanlık alanlarda, karla kaplı ortamlarda ya da kumsallarda kontrast fazladır. Bulutlu havalarda ya da güneşin yatay geldiği zamanlarda çekilen fotoğraflarda, gökyüzünü fazlaca içermeyen fotoğraflarda, kontrast azdır.

Parlak güneşli bir havada, yani kontrastın yüksek olduğu zamanlarda bir yere baktığımızda tüm ton farklılıklarını algılayıp detayları rahatlıkla görebiliriz. Unutulmaması gereken filmlerin ton farklılıklarının gözlerimiz kadar olmadığıdır. Film farkı göz ardı edilirse gözümüzün gördüğü detayları fotoğrafta göremeyiz.
Yüksek kontrast koyu gölgelerden parlak beyaz aydınlıklara kadar geniş bir ton farklılığı içerir. Az kontrast karanlık gölgeler ve parlak aydınlıkların aşırı uçlarını içermeyen daha sınırlı bir ton farklılığı ifade eder.
Fotoğraftaki beyaz parlak alanlar izleyicinin dikkatini konudan uzaklaştırır. Donuk, yumuşak tonlar daha keskin ve vurgulu olarak öne çıkar.

Yüksek kontrastın her fotoğrafı etkileyebileceğini unutmadan, çekeceğiniz fotoğraflarda, çok koyu ve çok aydınlık alanları görüntünüze almamaya çalışınız veya konuya göre konumunuzu değiştirerek sonuca ulaşmaya çalışınız.

 


Işık Ölçümü ve Önemi

Fotoğrafı çekilecek konudan yansıyan ışığın ya da konunun üzerine düşen ışığın miktarını ölçen aygıta ışıkölçer denir. Genellikle ölçülen ışık miktarı, doğru pozlamayı elde edebilmek için bir ölçek şeklinde örtücü hızına ve diyafram değerine çevrilir. Günümüz fotoğraf makinelerinde ışıkölçer sistemi mevcuttur ancak ışıkölçerler makineden bağımsız olarak da satılabilir. Makinelerde bulunan ışıkölçer (pozometre) ışığı ölçüp bize diyafram ve estantane değerini verir. Makineyi otomatik konumunda çektiğiniz zaman bu değerler aynen kullanılır.
Ölçülen ışık üç tiptedir:
 Çevremizi kaplayan her yöne dağılmış (atmosferdeki su ve diğer parçacıklara çarpmadan dolayı) ışık (Ambient)
 Fotoğrafı çekilecek objeye düşen ışık (Inci dent)
 Fotoğrafı çekilecek objeden yansıyan ışık (Reflected)

Aydınlık yerlerden detay istiyorsak, ölçümü bu bölgeye göre yaparız. Karanlık yerler daha az detaysız görünecektir.Az ışıklı yerlerden detay istiyorsak ölçümü bu bölgeden yaparız. Bu durumda da ışıklı bölgeler patlar ve fotoğrafımızda aşırı dikkat çekici noktalar oluşabilir. Bunların düzeltilmesi için kadraj dışında bırakılması, kenarlardan uzaklaştırılması gibi alternatifler düşünülebilir.
Ölçümlerde en doğru yöntem objenin üzerine düşen yani İncident ışığı ölçme yöntemidir, ama bu ölçümün yapılmasının zorluğu hatta uzak objelerde imkânsızlığı yüzünden yakın objelerde dahi hata yapılma ihtimali yüksektir.

Fotoğraf makinelerinin içine yerleştirilen pozometreler sadece yansıyan yani Reflected ışığı ölçer. Her ne kadar düşen ışığı ölçmek daha tercih edilmesi gereken yöntem olsa da, yansıyan ışığı ölçme yöntemi çok az hata veren bir yöntem olması ve kolaylığı nedeniyle daha çok tercih edilir.

Fotoğrafta Işığın Önemi
Işık fotoğrafçının temel malzemesidir. Fotoğraf ışıkla çizilir çünkü fotoğrafın kaynağı ışıktır. Işığın kullanımı da bu yüzden çok önemlidir. Fotoğrafı çekmeye başlamadan önce ışığı tanımalı, bilmeliyiz. Öğlen 12.00 ve 14.00 saatleri arası fotoğraf için tavsiye edilmeyen bir zaman dilimidir. Çünkü güneş çok tepede olduğu için ışık sert olarak gelecektir ve sert bölgeler meydana getirecektir. Bu durum da hoş olmayan fotoğraflar ortaya çıkmasına neden olur. Sabahın erken saatleri mesela 07.00 – 10.00 arası veya akşam 16.00’dan sonra çekilen fotoğraflar çok daha iyi çıkacaktır.

Fotoğraf çekimine başlamadan önce çekim yapılacak ortamın ışığı, çekim zamanı, mekânın özellikleri, ışık kaynakları ve konuyu aydınlatan ışığın özellikleri önceden bilinmelidir. Bu ışığa uygun araç gereçler ve ekipmanlar seçilmelidir. Güzel ve amacına uygun fotoğraf çekmenin temel kuralı fotoğrafı çekilecek konunun ışığının doğru tanımlanması ve fotoğraf çekiminin ışık koşullarına göre yapılmasıdır.
 Fotoğraf çekimi yapılacak ortamın ışığı önceden araştırılmalıdır.
 Fotoğraf çekilecek zaman doğru planlanmalıdır. Fotoğraf çekimi, gece mi gündüz mü yoksa daha farklı bir zamanda mı yapılacak?
 Fotoğraf çekilecek mekânın özellikleri incelenmelidir. Mekân kapalı mı yoksa açık bir alan mı?
 Fotoğraf çekilecek ortamın ışık kaynağı doğal ışık mı yoksa yapay ışık mı olduğu belirlenmelidir.
 Fotoğrafı çekilecek konunun üzerine düşen ışığın özellikleri tanımlanmalıdır. Konunun ışığının fotoğraf çekimi için yeterli olup olmadığı belirlenmelidir. Işık yeterli değil ise ışığın en uygun olduğu koşullar için planlama yapılmalıdır.
 Işık istenen özelliklere uygun ise fotoğraf çekimi için gerekli olacak araç gereçler belirlenir ve ışığa en uygun film seçilir.
 Fotoğraf çekimi için ışık açısından en uygun yer ve açı tespit edilmelidir.

 

DİYAFRAM

Pozlama için gerekli yeterli miktarda ışığın film yüzeyine düşürülmesini sağlamaküzere objektifin arka iç kısmında konumlandırılan açılıp kapanır metal bir düzeneğin standartdeğerlerinden birinin belirlenmesine diyafram ayarı denir.

Bir nesnenin görüntüsünü istediğiniz biçimde fotoğraflayabilmeniz için konudaki cisimlerin üzerine düşen veya etrafında bulunan ışık miktarına, nesnenin ışığı yansıtma oranına (koyuluk ve açıklık oranına) bakarak makinenize taktığınız filmin duyarlığına ve enstantane ayarınıza uygun bir diyafram ayarı yapmanız gerekir. Yapılan bu ayarlamalara ise pozlama denir.

-Diyaframın en önemli görevi film üzerine düşecek ışık miktarını ayarlamaktır. Çekilen fotoğrafta görüntü oluşturmak için filme ya da sensör çipine gerekli miktarda ışık düşürmek gerekir. Film üzerine duyarlığından fazla ışık düşerse görüntü açık, az ışık düşerse görüntü koyu çıkar. O hâlde belirli duyarlıktaki filmi az ya da fazla ışıkta kullanabilmek için ışık oranını filmin duyarlığına ve belirlenen enstantane değerine göre denetlenmesi, ayarlanması gerekir. Bu işlemlerden biri enstantane diğeri diyafram ayarıdır.

-Diyaframın ikinci önemi, fotoğrafta istenilen genişlikte ve darlıkta net alan
oluşturmayı sağlayan etkenlerden biri olmasıdır. (Alan derinliği konusunda açıklanacak.)

-Diyaframın üçüncü önemi ise görüntünün merkezi ile kenarları arasındaki ışık
farklılığını eşitlemesidir. Aksi takdirde fotoğrafların orta kısmı çok açık kenarları ise çok
koyu çıkar.


Diyaframın işleyişi ve işlevi göz bebeğine (iris) benzer. Gözün tam orta noktasında bulunan ve bakıldığında rahatlıkla görülebilen göz bebeği ortamdaki ışık oranına bağlı olarak büyüyüp küçülen bir yapıya sahiptir.
Gözü ışıktan korumanın yanında, asıl işlevi, ışık azaldıkça büyüyüp artıkça küçülerek üzerinde görüntü oluşan retinaya gerekli miktarda ışık geçmesini sağlamaktır. Aynı durum diyafram içinde geçerlidir. Diyafram, ışık çok arttığında kısılarak hem filmi fazla ışıktan korur hem de çekilen objenin görünmesini sağlar.
Diyafram, fotoğraf makinelerinde objektif taşıyıcısının arka kısmındaki mercekler arasına yerleştirilmiştir. Birbirine tutturulmuş siyah boyalı metal plakalardan oluşur. Mekanik makine objektiflerinde üzerinde diyafram değerlerinin yazılı olduğu halka çevrildiğinde bu metal plakalar açılıp kapanır. Bu sayılar diyafram açıklık oranını belirtir.

Dünya genelinde kabul gören İngiliz sisteminde diyafram açıklık değerleri şu şekilde sıralanır: Uluslararası diyafram birimi “f / stop”tur.

f / 1.1 - 1.2 - 1.4 -1.8 - 2 - 2.8 - 4 - 5.6 - 8 - 11 -16 - 22 - 32 - 45 - 64

Yukarıda sıralanan ana değerler diyafram açıklık oranını ifade eder. Kısaca f / 1.1 en geniş açıklık değeri iken f/64 en dar açıklık değeridir. Ana değerler arasında orantılı bir genişlik darlık ilişkisi vardır. Bir değer bir önceki değerden iki kat dar, bir sonraki değerdense iki kat geniştir. Örneğin, f/ 8 f/5.6’dan iki kat daha dar bir açıklığa f/ 11’den ise iki kat daha geniş açıklığa sahiptir. Rakam küçüldükçe açıklık genişler ve genişleyen açıklıktan daha çok ışık geçer.

Objektif üzerindeki diyafram halkasından ayarlanan bu değerler arasında ara değerler bulunmasına rağmen rakamla belirtilmez. Ancak iki değer arasında bir çizgi ya da boşluk ara diyafram değerlerine denk gelir. Elektronik modellerde bu değerler arasında yarım stopluk ara diyafram değerleri de gösterilmektedir.

Art ardına gelen her iki değer arasındaki katlanma bir durak veya bir stop olarak adlandırılır, örneğin, f/ 2 ile f/ 8 arasında dört durak ya da dört stop vardır. Sıralanan değerlerin tümünün bulunduğu bir objektif henüz üretilememiştir. Objektifler türlerine ve kalitelerine bağlı olarak belirli bir aralıktaki değerlerle üretilir, örneğin, f/ 2.8 – 32 aralığın da yedi tam durak vardır. Demek ki bu objektifte veya makinede ancak bu yedi durak (2.8 - 4 - 5.6 - 8 - 11 -16 - 22 - 32 ) ayarlanabilir. Bir başka objektifte bu değer aralığı f/1.4 – f/22 olabilir.

1.0, 1.1, 1.2, 1.4, 1.6, 1.8, 2.0, 2.2, 2.5, 2.8, 3.2, 3.5, 4.0, 4.5, 5.0, 5.6, 6.3, 7.1, 8.0, 9.0,
10, 11, 13, 14, 16, 18, 20, 22, 25, 29, 32, 36, 40, 45, 51, 57, 64, 72, 81, 91

Bu değerler 1/3 duraklı diyafram değerleridir. Kalın yazılmış olanlar tam durak olup 2 tam durak arasında 2 adet de 1/3 duraklık değer yer alır. Her bir değer, kendinden önceki değerin sağladığından 1/3 durak daha az ışık demektir, örneğin, f:2, f:2.8'in 2 katı ışık sağlar.

 



Diyafram Ayarları

Diyafram açıklığı sabit olan kompakt makineler hariç tüm makinelerde diyafram ayarıbulunur. Diyafram ayarını eski model makinelerde el pozometresi veya objektif üzerindeki halkayı çevrilerek yapılmalısıdır. Oto focus (otomatik netleme) özelliği olmayan bu makinelerde sayıların karşısında bir ok ya da çizgi bulunur. İstenilen sayı bu çizginin karşısına getirilerek diyafram ayarı yapılır. Elektronik modellerde ise genellikle makinenin sağ üst bölümündeki çekim seçenekleri çarkından diyafram konumu (AV ya da A) seçildikten sonra sağ taraftaki değer ayarlama ibresi çevrilir.
Günümüzde üretilen yeni modellerde üç ayrı yolla diyafram ayarlanabilir.

Çeşitli simgelerle gösterilen otomatik yaratıcı modlar ile program (P) modu
Diyafram öncelikli mod (AV veya A)
Manuel mod (M) dur.

Tercihe göre bu ayar istenirse makineyi program veya otomatik moda ayarlayarak istenirse de diyafram tuşuna basılı tutularak değiştirme kadranı belirlenen değere kadar çevirip manuel olarak yapılabilir. Konunun parlak ışık kaynağının önünde kaldığı ters ışık durumunda, Diyafram öncelikli mod (Av/A), diyafram açıklığını kontrol etmek için en iyi yoldur.
Diyafram açıklığı değeri seçildiğinde, makine doğru bir pozlama elde etmek için gereken enstantane ayarını otomatik olarak yapar, örneğin diyafram-öncelikli pozlandırma programındayken objektifin f/5,6’ya ayarlandığı ve fotoğraf makinesinin de doğru pozlandırma için 1/125 saniye seçildiği varsayılırsa diyafram ve obtüratör arasındaki ters
orantılı ilişkiden ötürü, gerçekte 1/500 sn.’lik bir enstantane isteniyorsa diyaframı f:2.8'e ayarlamak gerekmektedir.
Makinenin verdiği diyafram değerine müdahale ederken deneyimden ve aşağıdaki çizelgeden yararlanılabilir.

Aşağıdaki tabloda yer alan değerler cepheden ışık alan objeler için güneş doğduktan sonraki 3 saat ve batmadan önceki 3 saat içinde kullanılabilir.

         

Lenslerin sahip olduğu diyafram değeri bizim diyaframımızı ne oranda açacağımız üzerinde etkilidir. Lenslerin isimlerinde odak uzaklığının yanı sıra diyafram değerlerini de verilir. Aşağıda fotoğrafı bulunan Canon Zoom Lens 30X IS 3.4-5.8/18-55mm lensini incelediğimizde; buradaki 18 ve 55 mm cinsinden odak uzaklığını gösterirken, onların önündeki 3.4 ve 5.8 da lensin uç odak uzaklıklarında sahip olduğu en geniş diyafram değerini anlatır. Lensi 18mm’de kullanırken kullanabileceğiniz en açık diyafram değeri f/3.4 olacaktır. f/1.8 kullanmanız imkansızdır, ama f/3.4 değerinden daha kısık diyafram değerlerini yani daha büyük f değerlerini kullanabilirsiniz. 55mm odak uzaklığında da kullanabileceğiniz en açık diyafram (en küçük f değeri) f/5.8'dır. Bu lens, odak uzaklığı değişken bir lens olduğu için iki adet diyafram değeri vardır.

Diyafram sadece pozlanma süresini değil, netlik derinliğini de etkiler. Bir objektifin elle ya da otomatik olarak odaklandığı noktanın hem önünde ve hem arkasında oldukça keskin netliğe sahip bir bölge bulunur. Bu bölgeye netlik derinliği denir. Net alan derinliğinde diyafram açıklığı daraldıkça netlik derinliği artar. Net alan derinliği çerçeve 1içindeki her şeyin net olmasını ya da olmamasını sağlar. Diyafram açıldıkça (f sayıları küçüldükçe) netlik derinliği azalır.


 


Net Alan Derinliği

Bir fotoğrafın kabul edilebilir ölçüde net olan kısmına alan derinliği denir. Alanderinliği, fotoğrafın netleme yapılan kısmında bulunur ve alan derinliğini değiştiren etmenlerin değiştirilmesi ile nesnenin önünde ve arkasında bulunan nesnelerin de alanderinliği içinde yer alması sağlanabilir. Alan derinliği, lensin odak uzaklığına, diyaframın açıklığına ve nesnenin uzaklığına bağlıdır. Manzara çekimi gibi konularda geniş alan derinliği tercih edilebilecekken potre çekimi gibi modelin arka plandan ayrılmasını tercih edebileceğimiz çekimlerde sığ alan derinliğini tercih edebiliriz.


Diyafram açık ise alan derinliği az, diyafram kısık ise alan derinliği çoktur. Az açık diyafram (f:16, f:22 vb.) değerlerinde çekilen fotoğrafta net olan kısımlar daha çoktur. Geniş açılı objektifler dar açılı objektiflere göre daha büyük alan derinliği mesafesine sahiptir. 450 mm’lik bir objektif kullanılıyorsa diyafram 5,6’ya, metraj bileziği 3 metreye ayarlandığında sadece 3 metre ötedeki nesneler net çıkmayıp 2,5 metre ile 3,8 metre arasındaki nesnelerin net çıktığı görülür.

f/16 yerine f/1.8 kullanarak arka planı daha çok öldürebilirsiniz.


 


Yeni tip otomatik makinelerde otomatik alan derinliği ayarı A-DEP modu biçiminde kısaltılmıştır. Objektif üzerindeki alan derinliği ön izleme düğmesine basılarak mevcut durum görülebilir. İlgili düğmeler kullanılarak yaklaşık alan derinliği tespit edilip gerek duyulursa otomatik ya da diyafram öncelikli modla ayarlanır.

Alan derinliğininin kullanılma sebepleri
Alan derinliği etkisini kullanmak fotoğraflarınızın estetik değerini artırabilir. Buna bir örnek "makro" denilen çekimlerdir. Bu tip fotoğraflarda küçük bir obje çok yakından büyütülerek görüntülenir ve etraftaki nesnelerin görüntüde belirgin bir biçimde olması, objenin izleyici tarafından algılanmasını azaltabilir. Bu yüzden makro fotoğraflarda sıklıkla alan derinliği etkisi kullanılarak etraftaki nesnelerin fotoğraf üzerinde net olarak görünmesi engellenir. Bunun tersi de manzara fotoğrafı çekimlerinde alan derinliği artırılarak her nesnenin fotoğraf üzerinde net olması sağlanır. Böylece kadraj içindeki her nesne örneğin, yakındaki bir ağaç ya da uzaktaki bir dağ fotoğraf üzerinde net olarak görünür. Böyle bir fotoğraf ise manzaranın güzelliğinin izleyiciler tarafından daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır.

 

Alan derinliği kontrolü

Alan derinliği kontrolünü etkileyen faktörler üçe ayrılır. Bunlar: Diyafram açıklığı,netlik mesafesi ve objektifin odak uzaklığıdır.

Aşağıdaki tabloları dikkatlice inceleyiniz.

Diyaframla kontrolü:
Diyafram açıklarının objektiften geçen filme etki eden ışık miktarını ayarlamasıyla gerçekleşir. Diyafram açıklığı küçüldükçe alan derinliği de artar. Diğer bir deyişle diyafram rakamları büyüdükçe alan derinliği artar. Tersi durumda ise objenin önündeki ve arkasındaki objeler netsiz olarak filme yansır.

 


Netlik mesafesiyle kontrolü:

Objenin makineye olan uzaklığının ayarlanmasıdır. Netliği yapılan obje makineden ne kadar uzaksa alan derinliği de o kadar fazlalaşır. Ne kadar yakınlaşırsa da o kadar azalır. Uzaklığın net alana etkisini daha iyi anlayabilmek için gözünüzü yakın ve uzak nesnelere odaklayarak etrafında algılayabildiğiniz net alanı saptamaya çalışınız.




Objektifin odak uzaklığıyla kontrolü:
Alan derinliğini kontrol etmek için objektif odak uzaklıklarından da faydalanılır. Kısa odak uzaklığına sahip objektifler kullanıldığında alan derinliği artar. Uzun odaklı objektifler kullanıldığında ise alan derinliği azalır. Yani tele objektiflerde alan derinliği az, geniş açılı objektiflerde ise çoktur.




Diyafram açıklığı gereğinden fazla olduğunda fotoğraf çok açık veya aydınlık çıkar. Kısık olduğunda ise karanlık çıkar. Alan derinliği için söylenenler ışık için de geçerlidir. Işık fotoğrafta hem görünürlüğü sağlar hem de estetik bir anlatım aracı olarak önemli yer tutar. Aşağıdaki çocuk fotoğraflarından birincisinde diyafram gerektiği kadar açılarak amaca uygun çekim yapılmıştır. Diğerinde ise diyafram gereğinden fazla kısıldığından istenen sonuç elde edilememiştir.

ENSTANTANE

Obtüratör hızı ya da perde hızı olarak da geçebilen enstantane, deklanşör düğmesine (fotoğraf çekmek için bastığımız düğme) bastığımızda optik algılayıcıya ne kadar süre ile ışık düşürüleceğini belirtir. Bu süre algılayıcının kaç saniye pozlanacağını gösterir. Perde, DSLR fotoğraf makinelerinde mekanik iken kompakt makinelerde elektronik olabilmektedir ama her ikisinin yaptığı görev aynıdır. Algılayıcıya ne kadar süre ile ışık düşeceğini belirlerler.

En basit haliyle obtüratör, filmin (veya dijital sensörün) tam önüne yerleştirilmiş iki perdeden meydana gelir. Pozlamanın başlangıcında ilk perde filmin üstünü açacak şekilde hareket geçer. Pozlamanın sonunda ikinci perde harekete geçerek filmi örter. Pozlamadan sonra film makine içinde ilerletildiğinde her iki perde de ilk konumlarına geri döner.

Örtücü perdeler, makinede ayarlanan enstantaneden bağımsız olarak daima aynı hızda hareket eder. Enstantane, yani obtüratör hızı terimi gerçekte birinci ve ikinci perdenin hareketleri arasındaki gecikmeyi anlatır. Hızlı enstantanelerde henüz ilk perde hareketinin sonuna ulaşmadan önce ikinci perde harekete geçer ve film de bu iki perdenin oluşturduğu hareketli bir yarık içinden ışığa maruz kalarak pozlanır.

Obtüratörler yapraklı (ayrımlı) ve perde olmak üzere ikiye ayrılır.

Yapraklı (ayrımlı) örtücü perde
Bu tür örtücüler objektifin arka bölümündeki objektif taşıyıcısının yanında bulunan merceklerin arasında yer alır. Genellikle altı adet metal yapraktan oluşur. Objektifin arka kısmında üzerinde değerlerin yazılı olduğu halka çevrilince örtücünün yaprakları açılır ve verilen süre sonunda kapanır. Hızları genellikle 1 saniye ve 1/500 saniye arasındadır



Perde obtüratör
Fotoğraf makinesinin arkasında bulunan karanlık bölmenin ön kısmında yer alır. Fotoğraf makinesinin çektiği film büyüklüğünde siyah bez veya metal plakalardan oluşur. Örtücü düğmesine basıldığı anda ilk perde hareket ederek filmin önünü açar. Süre bitiminde ise ikinci perde birincinin üzerine kapanarak ışığın geçişini engeller. Hızları genellikle 1sn. ile 1/4000 sn. arasındadır. Daha çok 35mm’lik makinelerde kullanılmaktadır.



Obtüratör perdesini deneme veya bakım yaparken çalıştırdığınızda kesinlikle hiçbir cisimle dokunmayın. Çok çabuk arızalanabilir .

Enstantane (Örtücü) Ayarları
Teknoloji ilerledikçe makineler üzerindeki ayarlanabilir enstantane değerleri de artmaktadır. Şu anda piyasada 1/12000 hızında makineler rahatlıkla bulunabilmektedir. Bu değerler eski ve yeni versiyon makinelerde aşağıdaki şekilde dizilir.

T-B-1-2-4-8-15-30-60-125-250-500-1000 (eski tip mekanik makinelerde)
bulb (B)-30”-15”-8”-4”-2”-1” -2-4-8-15-30-60-125-250-500-1000-2000-4000…(yeni tip otomatik makinelerde)
8000, 6400, 5000, 4000, 3200, 2500, 2000, 1600, 1250, 1000, 800, 640, 500, 400, 320, 250, 200, 160, 125,100, 80, 60, 50, 40, 30, 25, 20, 15, 13, 10, 8, 6, 5, 4, 0″3, 0″4, 0″5, 0″6, 0″8, 1″, 1″3, 1″6, 2″, 2″5, 3″2, 4″, 5″, 6″, 8″, 10″, 13″, 15″, 20″, 25″, 30″

Bu değerler 1/3 duraklı enstantane değerleridir. Kalın yazılmış olanlar tam durak olup 2 tam durak arasında 2 adet de 1/3 duraklık değer yer alır. Her bir değer, kendinden önceki değerin sağladığından 1/3 durak daha fazla ışık demektir. Mesela 1/4000, 1/8000′in 2 katı ışık sağlar. Ekranda gösterimi kolay olsun diye yukarıdaki değerler şeklinde görülür. ( ” ) işareti barındırmayanlar 1/değer saniyedir yani 8000 değeri 1/8000 saniyedir. ( ” ) işaretini barındıranları okumanın en kolay yolu ise ” işaretini nokta olarak okumaktır yani 0″5 değeri 0.5 saniye, 8″ değeri de 8 tam saniyedir.

 

Bu süreler diyaframda olduğu gibi uluslararası standart değerlerle ifade edilir. Kimilerinin obtüratör hızı, zaman, süre de dediği fotoğraf makinesindeki bu sayılara genellikle “enstantane” denir.

Yeni tip fotoğraf makinelerin de kademesiz enstantane değerleri vardır ve bu değerler LCD ekranda görülebilmektedir.

Enstantane değerlerinde “T” ve “B” değerleri her makinede bulunmaz. “B”(Bulb) değerinde obtüratör deklanşöre basılı kaldığı müddetçe açık kalır ve filmde pozlanma devam eder. Parmağınızı deklanşörden çektiğinizde perdede kapanır ve pozlanma tamamlanır. “T”(Twin) değerinde ise deklanşöre bir kez basılıp bırakılır ve ikinci kez basılana dek obtüratör açık kalır. İkinci kez bastığınızda pozlanma tamamlanır.

Enstantane ayarı, hareketli ya da durağan konuların net ve keskin detaylı olarak mı yoksa belli bir hareket izlenimi ifade edecek biçimde bulanık olarak mı kaydedileceğini belirler.

Obtüratör açıkken fotoğraf makinesinin hareket etmesiyle oluşabilecek istenmeyen titremelerden kaçınmak için yeterince yüksek bir enstantane hızı kullanılmalıdır. Aksi hâlde netlikle karıştırılan bir bulanıklığa sebep olur. Eğer, makine bir üç ayak üstüne oturtulursa makinenin titreme tehlikesi ortadan kalkacağından, saniyeler süren uzun enstantaneler kullanılabilir. Buna karşın makine elde tutuluyorsa genel kural, hiç değilse objektifin odak uzaklığına denk bir enstantane seçmektir. Bu kuralın sebeplerinden biri objektiflerin uzunlaştıkça daha ağırlaşması, diğeri ise makinedeki en küçük hareketin objektifin uç noktası uzaklaştıkça daha fazla kaymaya sebep olmasıdır. Enstantane hızı ile odak uzaklığı eşitlemesi için aşağıda çizelgedeki örnekler incelenmelidir.



Genel ilke olarak bir objektifin elde sehpasız kullanılacak en düşük enstantane hızı, o makineye takılı objektifin odak uzunluğu kadardır, örneğin 135 mm'lik objektif elde kullanılmak istenirse enstantane değerinin 1/135 olması gerekir. Bu değer enstantane çarkında yer almadığı için en yakın değer olan 1/125 veya 1/250 çekim yapılmalıdır.

Enstantane-Diyafram İlişkisi

Pozlandırmayı üç etken belirler:
  • Filmin ışığa olan duyarlılığı ya da "hızı" (ASA/ISO)
  • Obtüratörün açık kalma süresi (enstantane)
  • Diyafram açıklığı

Doğru pozlandırmanın elde edilmesi, özellikler fotoğrafçılığa yeni başlayanlar için oldukça zordur. Bu konuda, zaman zaman deneyimli profesyoneller bile hata yapabilir. Öte yandan günümüzün yarı ya da tam otomatik pozlandırma programlı fotoğraf makineleri diyafram ve enstantaneyi otomatik olarak ayarlar ve genellikle iyi sonuç verir ancak pozometrelerin yanılması, net alan derinliği ve cismin hızının istenilen oranda saptanması gibi nedenlerle etkin bir görüntü elde edebilmesi için elle (manuel olarak) poz ayarı yapılabilen, diyafram ve enstantane öncelikli pozlandırma programı olan bir makine tercih edilmelidir.




Çizelgede yer alan sütunlardaki değerler birbirinden farklı olsa da eş değerlik ilkesine göre bu değerlerle çekilen tüm fotoğraflar aynı tonda çıkar çünkü diyafram açıklığı küçülürken enstantane hızı azalarak birbirlerini dengelemektedir. Oysa birini sabit tutup diğerini durak atlatarak ayarlanırsa iki fotoğraf arasında ton farkı oluşur.

Yukarıdaki çizelgede düşük enstantane ve diyafram değerleri (f:22 1/1000) seçilirse alan derinliği fazla olan bir görüntü sunacaktır ama 1/8 değerinde makine oynatılmadan tutulması gerekir . Bu durumda elle yapılacak çekimlerde düşük enstantane hızı görüntünün bozulmasına sebep olacaktır. Yine yukarıdaki tabloda f:2 1/1000 değerlerinde yapılacak çekimde diyafram açıklığı en büyük değerde olmasına karşın 1/1000’lik poz süresi film düzlemine düşecek ışık miktarının yeterli olmadığı bir durum yaratacak, bu da konunun görüntüsünün fotoğrafta belli belirsiz çıkmasına sebep olacaktır


 

 

Yukarıdaki fotoğraflardan birincisinde f:5.6 – 1/125; ikincisinde de f:11 – 1/30 değerleri kullanılmıştır. Birinci fotoğrafta alan derinliği az, ikinci fotoğrafta ise alan derinliği çoktur.

Doğru poz değerini makinenin yerine mümkün olduğunca çekimi yapan hesaplamalıdır çünkü hiçbir makine çekilecek fotoğrafın amacına ve duygusuna uygun poz değerlerini çekenden daha iyi bilemez.

Çektiğiniz fotoğrafın en önemli bölümü görülmesini istediğinizden daha açık görünüyorsa fazla pozlandırılmış daha koyu görünüyorsa az pozlandırılmış demektir. Konunun omuz ve baş çekimi olduğu, dikkati dağıtan bir arka planın önünde durulduğu düşünülürse netleme ayarının tam olarak konunun gözüne göre yapar ve geniş bir diyafram kullanılırsa (belki f 2.8), arka planı hafifletilip dikkatin dağıtılması önlenir. Pozlandırmayı dengelemek için hızlı bir enstantane gerekir. Bütün bu ayarları doğru yapmak için makinenin poz ölçüm sistemi tanınmalı ve yerinde kullanılmalıdır.

Hareketli konuların fotoğraf çekimleri ile ilgili daha kapsamlı bilgilere " Çekim teknikleri sayfasında, hareketli konular " başlığından ulaşabilirsiniz.

RENK DÜZELTME FİLTRELERİ

Filtreler orijinal görüntüyü süzgeçten geçirip fotoğrafik ortamda yeni bir görüntü oluşmasını sağlayan objelerdir. Filtre dendiği zaman ilk olarak makine objektifinin önüne monte edilen saydam nesneler akla gelir. Halbuki başka bir dünya olan sayısal efekt filtreleri bilgisayar ortamında kullanılır. Filtrelerin yaygın kullanıldıkları bir alan ise fotoğraf baskısıdır.

Burada filtreler ışığın rengini değiştirerek farklı kontrast ve tonlarda baskı elde edilmesini sağlar. Fotoğraf çekiminde her zaman en iyi çözüm, filtreyi makine önüne takmak değildir. Işık kaynaklarını istenilen renge filtrelemek çok karmaşık ışık ortamlarında iyi sonuçlar elde edilmesini sağlar. Filtre kullanarak gerçek hayattan uzak bir görüntü elde edebilirsiniz. Gerçeğin filme olduğu gibi yansıması gereken çekimlerde filtreler yardımcı araçların başında yerini alır.

Kelvin Skalası
Adını İngiliz fizikçi W.T. Kelvin’den alır. Işığı renk ısısı türünden ölçer. Sadece akkor ışık kaynaklarında uygulanır. Kelvin Skalasının başlangıç noktası mutlak "0" yani – 273 °C ’dir. Bir demir parçasını ısıttığımızda ısının miktarına bağlı olarak ışık yaymaya başladığını biliriz. Bundan yola çıkarak 1000 °C ’ye kadar ısıtılmış bir demir parçasının yaydığı kırmızımtırak ışık için 1273RK derecesi tanımlaması yapılabilir.

Herhangi bir ışığın renk ısısı, siyah gövde radyatörü adı verilen ve bir tarafında bir delik bulunan içi boş metal bir kürenin tanımlanacak ışık ile aynı renge gelene kadar ısıtılıp santigrat cinsinden ölçülen derecesine 273 rakamının ilave edilmesi ile bulunur. Bulunan bu rakam incelenen ışığın "K" derecesidir. Bu noktada renklerden bahsederken sanatçıların tanımlamalarıyla fizikçilerin tanımlamaları arasındaki tersliğe dikkat çekilmelidir.

Sanat çevrelerinde kırmızı ve komşusu olan renkler sıcak, mavi ve komşusu olan renkler soğuk diye tanımlandıkları halde, fizikçiler Kelvin skalasında da görüleceği gibi, kırmızı grubu soğuk, mavi grubu ise sıcak diye tanımlarlar.


       6300 K (sıcak)                       2300 K (soğuk)                    4300 K (normal)

Işık Kaynağına Göre Renk Sıcaklığı
Işık kaynaklarını doğal ve yapay ışık kaynakları olarak ele alabiliriz. Doğal ışık kaynaklarının başında da güneş ışığı ve gökyüzü gelir. Katı, sıvı yakacakların yanması, çeşitli gazların ateşlenmesi yada elektrik enerjisi verilmiş dirençlerden elde edilen ışıklar ise yapay ışık kaynaklarını oluşturur. Yapay ışık kaynaklarının verdiği ışık miktarı ve renk sıcaklığı durağan olmasına karşılık, gün ışığının renk niteliği hiç bir zaman durağan değildir.
Güneşin sağladığı ışığın veya gökten yansıyan ışığın renginin değişmesi veya bu iki ışık kaynağının sağladığı ışıkların karışım miktarının değişmesi, gün ışığı renk niteliğini devamlı olarak değiştirir. Güneş ışığı 6000K’dır. Fakat atmosferdeki faktörler bunun özellikle alt frekanstaki dalga boylarını emerek yüksek dalga boylarını bırakır, böylece mavi komponentlerin açığa çıkmasına neden olur, güneş ışığının geçtiği atmosferik kalınlık arttıkça küçük dalga boyları olan kırmızılık emilerek (yatık ışık), mavi eğilimide artar.



İster gün ışığı, ister flaş, isterseniz floresan kullanın bütün ışık kaynaklarının bir renk sıcaklık değeri vardır. Gözümüz bu farklılıkları algılamasa da fotoğraf makineleri bu konuda çok hassastır.

Işık kaynaklarının verdiği sıcaklık değerlerini bilmek doğru renklere sahip fotoğraf çekmemize yardımcı olacağından önemlidir.
Aşağıdaki tabloda bazı ışık kaynaklarının renk sıcaklık değerini Kelvin cinsinden verildiğini görüyorsunuz:

Renk
Sıcaklığı                 Tipik Kaynağı

1000K.............Mum, Gaz lambası
2000K.............Çok erken gündoğumu; Düşük etkili Tungsten Lambalar
2500K.............Normal ev ampulleri
3000K............ Stüdyo ışıkları, Projektörler
4000K.............Renksiz Flaş ampülleri
5000K.............Tipik gün ışığı; Elektronik Flaşlar
5500K.............Tam Beyaz
6000K.............Bulutsuz havada güneş (Sahra çölünde öğlen)
7000K.............Hafif kapalı gökyüzü
8000K.............Kapalı gökyüzü
9000K.............Bulutsuz güneşli havada, açık alanda gölge
10,000K..........Çok kapalı gökyüzü
11,000K..........Güneşsiz koyu mavi gökyüzü
20,000K..........Dağlarda Çok açık havada açık gölgeli alan
22,000K..........Güneş tam doğmadan/batmadan 1-2 dakika önceki büyülü saat denilen kobalt renk


Bir çok amatör fotoğrafçı ortaya çıkan iyi fotoğrafları nedense fotoğraf makinesi v.b nedenlere bağlarlar... Ne hikmetse iyi fotoğrafı oluşturan ve özellikle rengin görünürlüğüne hükmeden ışık yok sayılmaktadır. Işığın en önemli özelliği rengin içinde saklı bulunan pigmentleri yani boyar maddeleri görünür kılmaktır. Aynı zamanda ışığın gelme açısı veışığın renk sıcaklığı (günün değişik saatleri içerisinde) yine obje üzerinde değişik renk armonileri yaratabilir. Fotoğrafçılıkta kullanılan doğal ve yapay ışık kaynaklarının renk sıcaklığı kontrol edilebildiği gibi, şiddetleri de kontrol edilebilir. Bir fotoğrafçı, gerek doğalışık kaynaklarını, gerekse yapay ışık kaynaklarını kullanarak, aydınlatmak istediği objeye gelen ışığın şeklini değiştirebilir.



Renk Düzeltme Filtreleri
Işık kaynakları ile farklı renk ısısına sahip filmlerin renk ısılarının dengelenmesi için kullanılan filtrelere Renk Düzeltme Filtreleri denir.

Fotoğrafçılar için en büyük sorun, gözümüzün değişik renk sıcaklığı farkların kolayca uyum sağlamasına karşın, filmlerin böyle bir özelliğinin olmamasıdır. Filmler, gün ışığı sıcaklığına (5500 K) ayarlanmış olduklarından, farklı ışık kaynakları söz konusu olduğunda, renk düzeltici filtrelere gereksinim duyarlar. Ayrıca renk düzeltme filtresi olarak üretilmiş filtreler “rengi bozma” amacıyla da kullanılabilir.

Dijital fotoğraf makineri için bu tür filtrelerin kullanılmasına gerek yoktur. Çünkü dijital fotoğraf makineleri “Beyaz dengesini” otomotik olarak (yada kullanıcının menüden seçebileceği ayarlarla) sağlayabilir. Bu önemli bir avantajdır ve mutlaka kullanılmalıdır.

Her ne kadar artık sonuçta eğer çekilen kareler taranarak (veya çekilirken sayısal olarak çekilse de) sayısal ortama aktarılsalar da, eğer fotoğrafımızı çekerken renkleri düzeltmek gibi bir ihtiyacımız varsa, başvurmamız gereken filtreler renk düzeltme fitreleridir.



Hem havadaki pus etkisini azaltmak, hem özellikle kentlerimizde meydana gelen pek çok metalik yansımanın ortaya koyduğu metalik maviyi dengelemek istediğimizde bu filtreleri kullanabiliriz. Bu tür filtreler fotoğrafımızı ısıtarak daha canlı bir hale gelmesini sağlarlar.

Aynı zamanda özellikle tungsten ışığı ile aydınlatılmış iç mekanlarda çekim yaparken sarı etkinin azaltılması için bu filtreleri kullanabiliriz.
Renk ısısını gün ışığı ısı değerlerine getirmek için kullanılan bu filtrelerle aynı zamanda değişik efektler yaratmakta mümkündür.

Renk düzeltme filtrelerinin birkaç sınıflandırılması vardır. Bunlar;

. 80 Serisi: İç mekanlardaki sarı ışığın etkisini azaltmak için kullanılır.

Mavi renkli 80 serisi filtrelerin bazı örneklerini  aşağıda inceleyebilirsiniz.




Mavi renkli olup filtre faktörü 2.4X’dir. Bu filtrelerden; 80A, 80B, 80C numaralı mavi filtreler, tungsten aydınlatmanın meydana getirdiği aşırı sarılığı giderir.

. 81 Serisi: Dış mekanlardaki mavi rengi azaltmak için kullanılır. Böylece sıcak renk elde edilir. Filtre faktörü 1.4X’dir.



Hem havadaki pus etkisini azaltıcı, hem özellikle kentlerimizde meydana gelen pek çok metalik yansımanın ortaya koyduğu metalik maviyi dengeleyici ve özellikle gölgede fotoğraf çektiğimizde (konumuz gölgede olduğunda) üzerinde hakım olan mavi rengi azaltıcı filtrelerdir. Fotoğrafımızı biraz ısıtarak daha canlı bir hale gelmesini sağlarlar. Özellikle 81 A filtresi çok kullanılır, bazı durumlarda ise daha koyu olan 81 B ve 81 C de tercih edilebilir.

. 85 Serisi: Gün ışığı(5500 Kelvin)'de Tungsten tipi filmlerle çekilen fotoğraflar maviye kaçar. Bu maviliğin yoğunluğunu azaltmak için kullanılırlar. Filtre rengi turuncu olup filtre faktörü 2x'dir. 85A, 85B, 85C numaralı turuncu filtreler, günışığında kullanılan tungsten tipi filmde aşırı maviliği giderir.

YOĞUNLUK(ND) FİLTRELERİ

Işık ölçümünde dikkat edilmesi gereken noktalar
Işık ölçümü yaparken, dikkat edilmesi gereken ilk nokta, doğadaki her rengin ve cismin üzerine düşen ışığı eşit miktarda yansıtmadığıdır. Yansıyan ışığı ölçen pozometreler orta yoğunlukta bir griyi(% 18) yada buna eşdeğer renk tonunu doğru ölçecek şekilde tasarlanmışlardır. Başka bir deyişle makinelerdeki pozometreler, çekim yaptığınız ortamlarda orta gri yansıtma özelliği olan tonların var olacağını kabul ederek değer verirler. Bu, çoğu zaman doğrudur ve genelde doğru ölçümler alırsınız. Ancak, bazen çekim yaptığınız ortamda bu durum yoktur ve size sorunlar yaratır. Örneğin açık yada koyu renk fonlar önünde çekilecek konularda ışık ölçümü yaparken, pozometrenin yanılma olasılığını unutmamak gerekir. Pozometrenin yanılacağını bilmek fotoğrafçılığın bir parçasıdır.

Doğru ışık ölçümü fotoğrafta harikalar yaratabilir.



Çekilecek konu yada arka plan olağan dışı aydınlık yada karanlıksa, kompozisyonunuza bir ışık kaynağı giriyorsa, eksik yada fazla pozlamaya neden olan sorunlar yaşanır. Fotoğraf makinenizde noktasal(spot) ışık ölçümü yoksa en doğru ölçüm konunun yanına kadar gidip merkez ağırlıklı ölçüm modunda konunun yansıttığı ışığın ölçülmesidir.

Bir manzara fotoğrafı çekerken makinenizi gökyüzünü almayacak şekilde eğerek ışığı ölçmeniz doğru değeri bulmanızı sağlayacaktır.

İnsan teninin rengi orta yoğunluktaki griye yakın olduğu için çoğu fotoğrafçı, kendi elinden ölçüm alır. Bu tabiki kendi ten rengimize bağlı olarak, değerleri değiştirmenizi gerektirebilir.

Işık koşulları ortalama durumlara uymadığı zamanlar “gri kart” olarak adlandırılan ve ışık ölçerlerin kalibre edildiği % 18’lik yansıtma oranına uyan kartlardan da yaralanmak mümkün.

Yoğunluk (ND) Filtreleri
Nötr Yoğunluk ya da sadece Yoğunluk filtresi, bazen de kısaca ND filtre olarak Türkçeye çevirilen Neutral Density filtre, tüm dalgaboylarındaki ve renkteki ışığı eşit miktarda azaltmak için kullanılmakta olan gri renkli bir optik elemandır.



Bu filtreler; ışık şiddetini, netlik derinliğini azaltmak ve hareket uzatması yapabilmek için kullanılır. Yoğunluk filtreleri gri renklidir ve gri renk her rengi aynı oranda azaltır. Gri filtreler nötr yoğunluk filtreleri olup, renklerin dalga boylarını değiştirmezler. ND-1, ND-2, ND- 3, ND-4 diye farklı gri tonlarda filtreler mevcuttur. ND filtreleri hem siyah beyazda hem de renkli çekimlerde kullanılabilir.

ND filtre kullanımıyla film ya da sensör yüzeyine düşen ışığın miktarı kontrollü olarak azaltılarak, belirli çekim koşullarında diyafram ve pozlama süresi üzerinde daha geniş seçme aralığı sağlanır. Çok kısık bir diyafram değeri ve çok düşük bir estantene değeri kullanmanız gerektiğinde ve bu değerler makinenizde yoksa, gri yoğunluk filtresi çözüm olacaktır. Gri renkteki bu filtreler, filme gelen ışığı yoğunluklarına göre iki, dört ya da sekiz stop azaltırken, renklerde herhangi bir değişikliğe yol açmazlar.

Kullanım alanları

. Işık şiddetini azaltmak
Bazı durumlarda fotoğrafı çekilen konudan çok fazla ışık makinemize yansır ve pozlama değeri (örtücü ve diyafram değerleri) gelen bu fazla ışık için yeterli olmaz. Fotoğraf makınasına gelen ışığın gücünü azaltmak için yoğunluk filtreleri (ND filtreler) kullanılır.
Şelale ya da nehir gibi hareket eden suyun kasıtlı olarak flu yapıldığı, göze oldukça hoş görünen manzara ve doğa fotoğraflarını herkes bilir. Sudaki bu hareket etkisini yaratmak için yüksek pozlama süreleri gerekmektedir. Ancak aydınlık bir günde, minimum diyafram açıklığı f/32 olan bir objektifle bile bu kadar yüksek pozlama süresi elde etmek mümkün olmayabilir ve aşırı pozlanmış bozuk bir fotoğraf elde etmek olasıdır. İşte bu gibi durumlarda ND filtreler devreye girerek, aynı ışık şartlarında ve diyafram açıklığında lensten içeri giren ışık miktarını 1 ya da daha fazla f-stop azaltarak daha yüksek pozlama süreleri kullanılabilmeye olanak sağlar. Her 1 stopluk fark için süre 2 katına çıkar. Böylece suyun hareket etkisi sağlanabilir.

. Alan derinliğini azaltmak
Bir diğer kullanım alanı da, yine aydınlık ortamlarda büyük diyafram açıklıkları (düşük f değerleri) elde etme amaçlıdır. Örneğin açık havada yapılan bir portre çalışmasında fotoğrafçı, net alan derinliğini (Depth of Field – DOF) olabildiğince düşük tutarak modelin yüzü dışında tüm arka planı flu tapmak isteyebilir. Alan derinliği artan diyafram açıklığıyla birlikte düştüğünden, objektifin izin verdiği en büyük açıklığı kullanmak isteyecektir. Ancak fotoğrafçı örneğin 50mm f/1.4 ya da 85mm f/1.4 gibi hızlı lenslerden birini kullanıyorsa, açık ve güneşli bir havada doğru pozlama için 1/8000 saniyelik hatta daha kısa pozlama süresi gerekebilir ki günümüzdeki çoğu DSLR’nin maksimum hızı 1/4000 ile sınırlıdır. İşte tam burada ND filtreler devreye girerek lensten içeri giren ışığın miktarını azaltarak makinemizin izin verdiği enstantanelerde çekim yapmamıza olanak sağlayacaktır.

Görüntü alabilmek için diyafram gerekenden daha fazla açılmak zorunda kalır bu da alan derinliği yani nesnenin arka planının flulaşmasını sağlar.



. Enstantene süresini düşürmek
Bu filtreler, kullandığımız filmin hızınıda yavaşlatırlar. Örneğin ışık fazla olduğu için yüksek enstantane kullanımı isteyen akarsu fotoğrafını,bu filtreleri kullanarak düşük enstantanelerle yumuşatabilirsiniz. Yoğunluk filtreleri daha düşük enstantane değerleri kullanmanıza olanak vererek istediğiniz görsel etkileri oluşturmanızı sağlarlar.

Yüksek enstantane kullanımı isteyen akarsu fotoğrafını, ND filtreleri kullanarak
düşük enstantanelerle yumuşatabilirsiniz.


               Filtresiz çekim                                         ND Filtreli çekim

Yoğunluk dereceleri
ND filtreler Optik Yoğunluklarına (Optik Density) ve sağladıkları f-stop düşüşüne göre sınıflandırılırlar. En sık kullanılanlar 0.3, 0.6 ve 0.9 yoğunluklu olanlarıdır.

Optik Yoğunluk     f-stop  düşüşü

0.3                            1
0.6                            2
0.9                            3
1.8                            6

      
Dereceli (Graduated) ND Filtre de bir ND filtre türü olup, farkı optik yoğunluğun filtrenin iki yarısında farklı değerler olmasıdır. Bu filtreler sahnenin bir kısmının parlak, diğer kısmının karanlık olduğu durumlarda kullanılır. Örneğin gün batımı fotoğraflarında, ufuk çizgisinin üstünde kalan kısım yüksek ND dereceli kısıma denk getirilir.

ND filtre kullanırken fotoğrafçının dikkat etmesi gereken önemli bir konu, ND filtrelerinin çoğunluğunun sadece insan gözünün görebildiği spektrumdaki ışığı orantılı olarak filtrelerken, güneş ya da benzeri ultraviole veya infrared radyasyon kaynaklarından gelen dalgaları aynı oranda engellememesidir. Bundan dolayı, ND filtre kullanarak Güneş’e bakmak farkında olmadan göze zarar verebilir. Bu bakımdan, bu tip ışık kaynaklarına bakarken bu amaç için özel üretilmiş filtrelerin kullanılması gerekmektedir

ND filtrelerin gece kullanımı da, yapısı gereği zordur. Çünkü, karanlıkta kullandığınızda, zaten gelen az ışığıda geçirmeyecektir.

POLARİZE FİLTRELER
Cam, su, bitki gibi yuzeylerdeki parlamaları önleyerek daha fazla ayrıntının algılanmasını saglayan filtrelere Polarize filtre denir. Polarizasyon filtresi, belli bir açıdan gelen ışık yansımalarını çok büyük ölçüde süzerek fotoğrafa daha fazla ayrıntının kaydedilmesini sağlar.



Kaynağından çıkan ışınlar (Güneş, tungsten lamba, floresan ışığı vb.) hiç bir yansıtıcı madde ile karşılaşmazsa (Su, metal, cam) sonsuza kadar birbirine paralel demetler halinde ilerlerler. Ancak yukarıda saydığımız maddelerden biri ile karşılaştıkları zaman, fotoğrafta parlamalar, renk doygunsuzluğu ve netsizlikler ortaya çıkar. Ortaya çıkan bu ışığa polarize olmuş ışık denir. Bu ışığı önlemek için polarize filtre kullanılır.

Eğer bu polarizasyonu yapay ışık kaynakları yapıyorsa bu kaynakların önüne özel hazırlanmış polarizasyon filtreleri konabilir. Ancak polarizasyonu yapan ışık kaynağı güneş gibi büyük hacimli kaynaklar ise bu imkansız hale gelir. O zaman objektifin önüne konan  filtre yardımıyla bu düzeltme yapılır. Bu tip filtreleri genellikle ışık kaynağının önüne koymak gerekir.

Polarizasyon filtresi, belli bir açıdan gelen ışık yansımalarını çok büyük ölçüde süzerek fotografa daha fazla ayrıntının kaydedilmesini sağlar. (Işık kaynağı önde veya arkadaysa islevini yitirir. Işık kaynağı, objektife 90 derece açıyla geliyorsa en iyi sonucu verir).

Polarize filtreler sadece doğa fotoğrafçılığında değil, obje üzerindeki yansımaları azaltarak ürün fotoğrafı çekerken ticari fotoğrafçılıkta veya renklerin kontrastını değiştirmek için siyah beyaz fotoğrafçılık gibi bir çok alanda kullanılabilir.



Kullanım alanları

. Yoğunluk azaltmak
Bu filtreler, yoğunluk filtresi olarak da işe yarar. Ne demek istediğimizi bir örnekle açıklamaya çalışalım. Diyelim ki bol köpüklü, hızla akan bir nehrin ya da bir şelalenin fotoğrafını çekmek istiyorsunuz ve perde hızını (enstantane) arttırarak görüntüyü dondurmak yerine, yavaş perde hızı kullanarak tulumsu bir etki yaratmak istiyorsunuz. Bunun için kapalı havaları ya da sabahın erken saatleriyle akşamüstü saatlerini tercih etmeniz en uygunudur. Güneşli, bol ışıklı bir havada düşük perde hızı kullanmak fotoğrafın fazla pozlanmasına, dolayısıyla bembeyaz bir fotoğraf elde etmenize yol açacaktır. Peki ne yapmalı? Polarizasyon filtresi burada da yardımınıza koşacaktır. Bu filtreler koyu yapıları nedeniyle, genel olarak 2 stopluk ışık kaybına neden olurlar. Objektifinize takacağınız
polarizasyon filtresiyle, fazla pozlama sorunu yaşamadan daha düşük perde hızıyla çalışabilirsiniz.

. Yansımayı Kesmek
Polarizasyon filtresi, bitki ve yapraklar üzerindeki ışık yansımalarını giderdiği için, bitki ve orman fotoğrafları çekerken de çok yararlı olur. Ayrıca su üzerindeki ışığın polarize olmasından kaynaklanan polarizasyonu kaldırır. Polarizasyon filtresi ekseni etrafında döndürülerek, bu parlama minimize edilebilir. Örneğin belli bir açı ile bir göl yüzeyine baktığımızda yüzeydeki parlama gölü aynalaştırır. Polarizasyon filtresi ekseni etrafında döndürülerek, bu parlama istenen düzeye indirilebilir. Tamamen ortadan kalktığında ise, gölün suyu saydamlaşır ve dibi görünür. Filtrenin maksimum etkisi bakış yönünün su yüzeyi ile 34 derece açı yaptığı durumdadır.

Polarizasyon filtresi, belli bir açıdan gelen ışık yansımalarını çok büyük ölçüde
süzerek fotoğrafa daha fazla ayrıntının kaydedilmesini sağlar

. Kontrastlık arttırmak
Bu filtrelerin bir baska ozelligi de kontrast sağlamalarıdır. Bu etki, gökyüzünde daha belirgindir. Gökyüzü bu filtre sayesinde daha koyu bir maviye bürünecektir. Yukseklerde bu etki koyu maviden laciverte, lacivertten siyaha kadar değişebilir.

Fotografa aşırı kontrast ve dramatik bir hava katan koyu gökyüzü, bazı hallerde
dikkati dağıtarak olumsuz bir etki yaratabilir.
Bu filtreler renk doygunluğunu artırarak kontrastı yükseltirler.

Bunun yanında, polarizasyon filtresi kullanılarak çekilen fotograflarda, daha doygun bir maviye bürünen gökyüzündeki bulutlar genel olarak daha beyaz, daha parlak gözükecektir. Bu da çoğu zaman fotografa olumlu katkı yapar. Kontrast arttırıcı özelliği nedeniyle bu filtrenin portre fotoğraflarında kullanılmaması yerinde olur. Çünkü portre fotoğraflarında kontrast, istenen bir ozellik degildir.

Polarize filtrelerin çeşitleri
Piyasada polarizasyon işlevi filtrelerine lineer(Doğrusal) ve Sirküler(Dairesel) olmak üzere başlıca iki şekilde rastlamak mümkün;
. Lineer (Doğrusal)
Lineer filtrelerde polarizasyonu sağlayan çizgisel efektler vardır. Bu filtreler ışığın objektiften ölçen TTL pozometreleri yanıltır ve yanlış pozlandırmaya sebep olurlar. Bunu önlemenin bir yolu poz ölçümünü filtresiz olarak yapıp, filtre faktörüne bağlı olarak pozu +1, +1,5 stop arttırıp öyle çekim yapmaktır. Bu zahmete girilmemesi için dairesel polarize filtreler yapılmıştır.

. Sirküler(Dairesel)
Burada filtrenin yarıkları doğrusal değil daireseldir. Ve iç içe çizilmiş daireler biçimindedir. Bu filtreler TTL pozometreleri yanıltmazlar. Ölçülen değer aynen kullanılabilir. Aynı zamanda dairesel polarize filtreler autofocus fotoğraf makinelerinde netliği lineer filtrelere göre daha çabuk yaparlar.

Polarize filtrelerinin objektife takılmasında dikkat edilmesi gereken noktalar

Bu filtreler koyu renkli bir yapıya sahiptirler ve yaygın olarak kullanılanı daire seklinde olanıdır. Objektifin önüne takılarak suya, cama, kayalara ya da bitkilere doğru tutulur ve halkası yavaşça cevrilir. Bu çevirme sırasında, görüntünün sanki hafifçe karardığı ve parlamaların kesilerek ayrıntıların ortaya çıktığı görülecektir.

Otomatik pozlama/netleme yapan makinelerde Circular Polarize filtre kullanmak gerekir, Lineer kullanılırsa otomatik pozlamada ve/veya otomatik netlemede makineyi şaşırtabilir, yanlış sonuçlar alınabilir. Polarize filtreler her çekimde kullanılacak diye bir kural yoktur, gerektiği durumlarda takılır, kullanılr ve iş bitince çıkartılır. Pozu, 2-2.5 stop eksi yönde etkiler ama otomatik pozlama yapan makine bunu dikkate alıp gerekli düzeltmeyi yapar, (M modu dışında) sizin bir şey yapmanıza gerek kalmaz. Pozu eksi yönde etkilemelerinin nedeni de camlarının renginin koyu olmasıdır. Bu nedenle gelen ışığı azaltırlar.

Lensin önüne takılan her ilave, geniş açıda köşelerde kararma (wignetting) yapabilir, bu nedenle polarize filtre alırken ince yapıda (SLIM) olanları tercih edilmelidir.

Bazı lenslerin önü, netlik yaparken dönmez IF (inner focus) sistemine sahiptirler. Bu da polarize filter kullanırken çok kolaylık sağlar.

UV filtrenin üzerine takılarak kullanılması tavsiye edilmez.



SİYAH-BEYAZ FOTOĞRAF FİLTRELERİ
Siyah beyaz çekimlerde, renklerin ton değerlerini belirgin bir şekilde ortaya çıkarmak veya fotoğraftaki bütün tonları açıp yada koyulaştırıp belli bir atmosferi yakalamak için renkli filtreler kullanılır. Genel bir kural koymak gerekirse, bir filtre kendi renginden olan bir rengin tonunu açar, diğer renklerin tonunu ise koyulaştırır. Bir filtrenin fotoğrafta nasıl bir etki yaratacağını anlamak için gözünüze tutup bakabilirsiniz.



Siyah beyaz fotoğraflarda kullanılabilecek renkli filtreler, renkli fotoğraflardakilere oranla (Özel efekt fotoğrafları dışında) daha fazladır. Bunun nedeni siyah-beyaz ortama aktarılan her bir renk tonunu açmak yada koyulaştırmak için, o renk tonuna karşılık gelen ayrı bir renkli filtre olmasıdır.

. Filtre Faktörü
Filtreler doğal olarak filme düşen ışığı azaltırlar, bu azaltma filtre faktörü olarak adlandırılır, filmde görüntü oluşması için gerekli ışığın film üzerine düşmesi için (veya dijital sensöre) EV ayarlarını bunlara göre düzenlememiz gerekmektedir. Eğer makinamızdaki pozometre TTL ise makinamızda herhangi bir düzeltme yapmamız gerekmez.



Düzeltme filtreleri
Düzeltme filtreleri, pankromatik filmlerin dengesiz renk duyarlılığını düzeltmek için kullanılır. Pankromatik filmler, tüm renklere(mavi, yeşil, kırmızı ) olmalarına rağmen renkler arasındaki gözün gördüğü parlaklık oranını aynen kaydetmezler. Çünkü bu filmler maviye karşı daha duyarlıdırlar. Bu yüzden de düzeltme filtreleri kullanarak ton dengesi kurulmaktadır.



Mavi Filtreler
İlk tasarlanmış ve üretilmiş pankromatik filmlerin kırmızı duyarlılıkları yoktu. Zamanla, kırmızı duyarlılığı yükseltilmiş pankromatik filmler de üretilmeye başlandı. Böylece, duyarlık sorunu ortadan kalktı. Ancak bu filmlerin kullanıldığı çekimlerde kırmızı tonlar olması gerekenden daha soluk çıkmaya başladı.

Özellikle portrelerde dudaklar solgun ve ten rengi açık oluşmaya başladığı için, mavi filtre kullanılmaya başlandı. Bunun dışında genelde gün ışığında da görüntü kontrastını düşürmek için kullanılabilir.

Yeşil Filtre
Düzeltme filtrelerinin yani kontrast düşürme filtrelerinin en önemlisidir. Pankromatik duyarkatlarla yeşilliklerin ve yaprakların çekiminde başarılı sonuçlar verirler ve bunları oldukça hoş açık gri şeklinde yansıtırlar. Dolayısıyla kontrastı azaltırlar. Kırmızıları daha koyu bir şekilde belirtirler. Ağaç ve bitki fotoğraflarının çekimi için en iyi filtredir. Çünkü bu konuların tonlarını normalden daha açık bir şekilde bize vererek, ayrıntıların ortaya çıkmasını, dolayısıyla kontrastın düşmesini sağlarlar.


            Filtresiz                                                      Yeşil filtre

Kontrast filtreleri
Bu filtreler, siyah-beyaz film üzerinde aynı yoğunlukta gri ton veren ayrı ayrı renklerde ton kontrastı yaratmak için kullanılır. Örneğin kırmızı bir domates ile yeşil bir biberin beraberce fotoğrafını çekersek, birbirine yakın gri tonlarda çıkarlar. Yeşil bir filtre kullandığımızda domates koyu, biber açık gri çıkacaktır. Kırmızı filtre kullandığımızda domatesin tonu daha açık gri, biber ise koyu çıkacaktır. Böylece bir kontrast elde edilmiş olur. Koyu sarı, turuncu, kırmızı, koyu yeşil, mavi filtreler bu amaçla kullanılan filtrelerdir.

.Kırmızı Filtre
Kırmızı ışınları ve birazda turuncu ışınları geçirirler. Buna karşılık mavi ve yeşil rengi emerler. Kontrast yapmak için kullanılan bu filtrelerle, pozu 2-3 stop kadar azalır. Düşük kontrastlıktaki konuları normal kontrasta getirmekte en önemli görevi yapan filtredir.


                 Filtresiz                                                Kırmızı Filtre

.Turuncu Filtre
Mavi rengi ve daha az olarak da yeşil rengi emerler. Buna karşılık kırmızı ve turuncu renkleri ve bir oran dahilinde de sarı rengi geçirirler. Yalnız pankromatik duyarkatlarla kullanılırlar. Pankromatik duyarkatlarla çok net ve çok parlak bir görüntü verirler. Havanın sisliliğini ortadan kaldırır ve görüşü artırırlar. Bu filtreler, sarı ve maviler arasındaki bütün kontrastları belirtmek için, mavi gökyüzü manzaraları ve portre fotoğrafçılığında cilt bozukluklarını kaybetmek için kullanılırlar.

Turuncu filtreler, aşırı derecede kullanılmayacak olursa, güzel sonuçlar verirler. En büyük sakıncaları, poz süresini 1,5-2 stop kadar artırmalarıdır. Bu artırma yapılmazsa kontrast fazlalaşır ve güneşli havada fotoğraf çekildiği halde gece çekilmiş gibi bir sonuç elde edilir.
.Sarı Filtre
Mavi rengin çok daha kuvvetli bir şekilde ortaya çıkmasını sağlar.Kullanılma alanı daha etkili olarak orta sarı ve açık sarı filtreler gibidir. Bütün sarı filtreler az da olsa kontrastı artırırlar. Poz faktörü ½ stop kadardır.


                 Filtresiz                                                       Sarı Filtre

- Siyah Beyaz Fotoğraflar İçin Kullanılacak Filtrelerin Objektife Takılmasında Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Siyah beyaz fotoğraflar için kullanılacak filtreleri seçerken dikkat etmemiz gereken en önemli nokta; her renk filtrenin kendi rengindeki ışığı içeri alırken zıt renkteki ışıkları durdurmasıdır. Mesela; Yeşil filtre yeşil renkli ışığı içeri alırken, kırmızı ve mavi renkli ışığı keser. Bu nedenle yeşil filtre kullandığımızda son baskıda nesnelerin üzerindeki yeşil renkli alanlar açık çıkar.
Aynı şekilde kırmızı filtreyi kullandığımızda, kırmızı ışık (objektiften) içeriye girer, yeşil ve mavi ışık ise filtrede takılır. Bu nedenle mavi gökyüzü son baskımızda koyu renkli çıkar, bu da beyaz bulutlarla mavi gökyüzü arasındaki kontrastı arttırarak beyaz bulutları fotoğrafımızda vurgulamamızı sağlar.

OBJEKTİFLER

Objektifler yüksek teknoloji ile üretilen, karmaşık yapılara sahip fotoğraf makinesi parçalarıdır. Fotoğraf makinelerinin çalışma prensibi insan gözünden esinlenerek geliştirilmiştir. Iışığın şiddetini ayarlayan ve objektif üstünde bulunmakta olan diyafram sistemi insan gözündeki orjinali iris ile neredeyse aynı özelliklere sahiptir. Bir insan için gözü ne kadar önemliyse bir fotoğraf makinesi için de objektif o ölçüde önemlidir. Fotoğraf makinesinin dış dünya ile ilk temasını objektif temin eder. Bir objektifin kalitesi ve ışığa karşı olan hassasiyeti görüntü kalitesini direkt etkileyeceği için dikkat edilmesi gereken bir konudur.
Görüntü kalitesinin direkt etkileyen en önemli değişkenlerden biri objektif kalitesidir. Keskin, net ve iyi kareler yakalamak için birinci koşul iyi bir objektif kullanmaktan geçer.

. Çeşitleri:
Genel olarak objektifler 4 grupta toplayabiliriz.
 Normal objektifler
 Geniş açılı objektifler
 Dar açılı (tele) objektifler
 Değişken odaklı (zoom) objektifler

Objektiflerin Genel Yapısı ve Bölümleri
Fotoğraf makinesinin en önemli parçası olan objektifler merceklerle aynı prensiple çalışmalarına rağmen çok daha karmaşık bir yapıya sahiptirler.

İlk tasarlandıklarında tek ya da 2-3 mercekten meydana gelen objektifler, gelişen teknolojinin de yardımı ile yeteneklerini ve mercek sayılarını artırmışlardır. Günümüz modern objektifleri 8-10 hatta 16 mercek sisteminin bira araya gelmesi ile çalışırlar.

Objektiflerin bu karmaşık yapısı sebebiyle yüksek teknolojiyi kullanan ürünlerinin başında gelirler. Bilhassa çok sayıda mercek kullanılması, fotoğrafı çekilecek cisimden yansıyan ışığın her bir mercekten geçerken azalmasına ve renk sapmalarına neden olur. İşte bunu önlenmek için mercek sistemleri özel bir biçimde yerleştirilir. Bundan başka yüksek kalitede optik malzeme kullanılarak, mümkün sorunların önüne geçilmeye çalışılır.

.Diyafram:
Objektifler insan gözünün bir kopyasıdır. Gözümüzde ışık kontrolü iris adı verilen özel bir sistemle sağlanırken objektiflerde bu görev diyafram adı verilen özel bir mekanizma ile sağlanır. Diyafram, nesnenin film düzleminde tespit edilmesi için gerekli ışık miktarı ve alan derinliğini denetleyen sistemdir. Objektif üzerinde mercekler arasında yer alır. Kısılıp açılarak film düzlemine gelen ışığın miktarını ayarlar. Diyafram gözbebeği gibi çalıĢır: fazla ışıklı ortamda kısılır, az ışıklı ortamda açılır.



. Metre ayarı(netlik ayarı):
Odaklama sistemleri (metre ayarı), film üzerine, fotoğrafı çekilen cismin net bir görüntüsünün düşürülmesi amacıyla yerleştirilmiştir. Objektiflerin odak uzunlukları, metre ayarları sonsuza getirilmiş durumda iken ifade edilir. Bu durumda, sonsuzdaki cisimler nettir. Buna karşılık yakındaki cisimlerin makineye olan uzaklıkları, objektifin odak uzunluğu ile çakışmadıklarından net değillerdir. Objektif üzerindeki odaklama bileziği ile oynayarak objektif içindeki mercek elemanları ileri-geri hareket ettirilir ve böylece odak uzunluğunda küçük değişiklik yapılmış ve yakındaki cisimler üzerinde de netlik sağlanmış olur.

Netlik odak noktasının üzerinde oluşmaktadır. Odaklama sistemi, vizörden bakıldığı zaman görünen görüntünün gözümüzle gördüğümüz netlikte film üzerine düşebilmesini sağlayan mekanizmadır. Yeni üretilen (AF) otomatik netleme yapan objektiflerin dışında tüm objektiflerde bu iş elle mekanik olarak yapılır. Burada amaç, odak noktasında oluşan hayalin net olabilmesi için objektif - film arası mesafenin ayarlanmasıdır. Bunun için yapılmış düzeneğe; mesafe ayar taksimatı veya metraj tertibatı denir.




.Görüş açısı (zoom) ayarları:
Objektifin film ya da sensör yüzeyine aktardığı görüntünün sınırlarının görüntü merkezinde yaptığı açı görüş açısıdır. Bu değer odak mesafesi ile ters orantılıdır. Yani odak mesafesi arttıkça görüş açısı azalır.
Odak mesafesi 50 mm olan standart objektif için görüş açısı yaklaşık 46 derecedir. Bu değer 100mm için 24, 200 mm için 12, 35 mm için 54, 20 mm içinse 84 derece olur.



Dar alanlarda ve geri çekilip geniş kadraj almanın zor olduğu mekanlarda daha büyük görüş açısına gereksinim duyarız. Tam tersi uzak olduğumuz mekanlarda ise daha ufak görüş açılarına ihtiyacımız olur. Bu sebeple spor karşılaşmalarında fotoğrafçılar uzun odaklı objektif kullanırken, kapalı mekan röportajlarında daha çok geniş açılı objektifler tercih edilir.

Günlük kullanımda ise geniş açılı objektifler fotoğraf severlere daha geniş alanları kadraja sığdırma imkanı verir. Dar açılı objektifler ise daha uzaktaki nesneleri yakındaymış gibi fotoğraflamamızı sağlar.

Objektif üzerinde bulunan mesafe halkası, alan derinliği skalası ve diyafram skalası ayarları gereken durumlarda el ile veya otomotik olarak yapılabilir.

 

Objektiflerin Işık Geçirgenliği:
Bir objektifin sahip olduğu maksimum diyafram açıklığı, objektifin ışık geçirgenliğini gösterir ve bu değer objektifin üzerinde(odak uzaklığı ile birlikte) belirtilir. Örneğin “50mm, f:1.4” şeklinde bir gösterim, objektifin 50mm‟lik odak uzunluğuna sahip olduğunu(dolayısıyla normal ya da standart olarak adlandırılabileceğini) ve en açık diyafram değerinin 1.4 olduğunu belirtir. Bazı objektiflerin üzerinde maksimum diyafram değerine ek olarak minumum diyafram değeri de belirtilir (örneğin f:22). Objektifin diyafram açıklığının büyük olması, o objektifin daha fazla ışık geçirmesini sağlar. Bunun yararları ise, daha zayıf ışık koşullarında çekim yapabilmek, daha dar alan derinliği elde etmek ve daha yüksek enstantane hızlarını kullanabilmektir. Yüksek enstantane kullanımına olanak vermesi nedeniyle, bu tür objektiflere “Hızlı objektifler” de denir. Ayrıca, ışık geçirgenliği fazla olan objektif ile daha parlak bir vizör (bakaç) görüntüsü elde edileceğinden, özellikle loş ortamlarda netleme yapmak daha kolay olacaktır.


Objektiflerde Görüş Açısı ve Odak Uzaklığı

Objektifler konunun hem net görünmesi hem de netleme için kullanılır. Netleme objektif içerisinde bulunan merceklerden bir kısmının hareket etmesi ile gerçekleşir.
Objektifin optik merkezi ile film ya da sensör yüzeyi arasındaki mesafeye „odak uzaklığı‟ adı verilir. Odak mesafesi mm cinsinden ölçülür ve objektiflerin tanımlanmalarında kullanılan bir birimdir. 35 mm formatı için, yaklaşık olarak 50mm objektifler insan gözünün gördüğü görüş açısına yakındır. 50 mm'den az odak uzaklığına sahip olan objektifler geniş açılı, 50 mm'den uzun odak uzaklığına sahip objektifler ise dar açılıdır.

Odak uzaklığı ile görüş açısı arasında ters orantı vardır. Odak uzaklığı arttıkça görüş açısı küçülür, odak uzaklığı azaldıkça ise görüş açısı büyür.

Değişik açı ve odak uzunluklarına sahip olan objektiflerde, odak uzunluğuna ve film boyutuna göre görüş açısı değişmektedir
Fotoğrafçılıkta objektif kullanımını, herkes odak uzunlukları ile belirtir, bu kullanım 24x36 mm' lik küçük ölçekli film boyutunun yaygın olarak kullanılmasından dolayı herkesin anlayacağı bir dil oluşturmuştur
Tecrübeli bir fotoğrafçı bir fotoğrafa baktığında, fotoğrafın görüş açısına göre aşağı yukarı nasıl bir objektif kullanıldığını(film boyutuna bağlı olarak) anlayabilir
Görüş açılarını bilmeniz size farklı boyutlarda fotoğraf makinesi kullanımında,mimari veya parselasyon çalışmalarında, sayısal aralıkların kullanımında ve 3D stüdyo gibi programların kullanımında gerekli olur.




Objektiflerin Sınıflandırılması
Objektiflerin sınıflandırılması aşağıdaki gibidir.

Normal Objektifler:
Görüş açıları insan gözüne en yakın olan objektiflere normal objektifler denir. Bu objektiflerin görüş açısı 45° civarındadır. Bu objektifler insan gözünün gördüğü gibi fotoğraf çekerler.

.Odak uzaklığı:
Objektiflerin sınıflandırılmasında odak uzaklığı ve görüş açısı genel bir tanımlama olsa da objektiflerin odak uzaklıkları kullanılan film formatına göre farklı değerler içerir. Film üzerindeki görüntü alanı köşegen uzunluğunun iki katı o kamera için varsayılan “ normal ” objektiftir. Dijital makinelerde ise sensörün algılayıcı yüzeyinin ebatları belirleyicidir. Normal Objektifler, gözün görme açısına (46º - 48º) yakın açıda tasarlanmış objektiflerdir. Normal objektif, kullanılan filmin köşegen boyutuna karşılık gelen odak uzaklığına sahip objektiftir. Normal objektifin odak uzaklığı kullanılan film formatının hipotenüsü‟nün hesaplanması ile kolayca bulunabilir. 35 mm 'lik makinelerde 24x36 mm'lik filmler için 50 mm normal objektiftir. 6x6 cm'lik filmler için 85 mm normal objektiftir. Normal objektifler nesnedeki boyutların bozulmadan göze ve oradan da film duyar katı üzerine ulaşmasını sağladığı için özellikle seçilir.

.Işık geçirgenliği:
Normal objektiflerde ışık geçirgenliği yüksektir. Optik kalitesi olarak en iyi sonuçlar normal objektiflerle elde edilir. Zor ışık Ģartlarında fotoğraf çekme olanağı veren güçlü optikler (f 1:1.4 ya da f1.1.8) normal objektiflerde bulunur.
.Diyafram değerleri:
Objektiflerin özelliklerine göre en geniş ve en kısık diyafram açıklıkları farklılıklar gösterir. Standart objektifler genelde en hızlı objektiflerdir ve maksimum diyafram açıklıkları geniştir Normal açılı objektiflerde 1:1.4 ve 1.8 değerleri ile başlayan objektifin en geniş açıklığı, geniş, dar ve zoom objektiflerde, optik şartlar zorlandığı için 1.3.5 ve hatta 4.5‟e kadar ancak ulaşabilir. Bu nedenle zor ışık koşullarında normal objektifle çalışmak her zaman daha avantajlıdır.
.Görüntüye etkisi:
Normal objektifler, görüş açıları insan gözüne en yakın olan objektiflerdir ve insan gözünün gördüğü gibi fotoğraf çekerler. Fotoğraflanan konuların boyutları değişmez. Bunun için, doğal bir bakış açısı arayan kimi belgesel fotoğrafçıları en çok 35 mm ile birlikte en çok bu seçeneği tercih ederler. Normal objektif optik hataların daha kolay kontrol edilebildiği bir objektiftir. Deformasyona sebep olmazlar . Standart objektifler, Manzara ya da yarım-boy portreler gibi genel amaçlı fotoğraflar için mükemmeldir. Yine de yakın çekim bir yüz resmi için standart objektif kullanmayın; çünkü, konuya çok yaklaşmanız gerekeceğinden, makine engelleyici bir unsur olacaktır. Standart objektifler genelde en hızlı objektiflerdir ve maksimum diyafram açıklıkları geniştir (f1.4 gibi). Bu yüzden standart objektifler SLR netleme ekranında çok parlak bir görüntü oluştururlar.




Geniş açılı (odak uzaklığı kısa) objektifler:
Görüş açıları insan gözünden daha fazla olan objektifler geniş açılı objektifler sınıfına girer. 35mm ve daha ufak odak mesafesi değerlerine sahip olan objektifler geniş açılı olarak tanımlanır. Bu objektiflerde açı değeri 54 dereceden itibaren 180 dereceye (fisheye-balıkgözü objektifler için) kadar çıkar.


.Diyafram ve ışık geçirgenliği
Geniş açılı objektiflerin odak uzaklığı kısadır. Bu nedenle fazla yer kaplamazlar. Kısadırlar. Işığı geçirme oranları diğer objektiflere nazaran daha fazladır. Bu nedenle kısık diyaframlarda alan derinlikleri sonsuza yakındır.

.Alan derinliği ve perspektif etkisi:
Geniş açılı objektifler, standart objektifler ya da tele objektiflere göre daha geniş bir alanı görebilirler. Sonuç olarak netleme ekranında her şey olduğundan daha küçük görünür.
Ancak bir objektifin odak uzunluğu kısalıp, açısı genişledikçe optik hatalarının özellikle distorsiyon (biçim bozulması) hatasının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Yine, açı genişledikçe alan derinliği artar. Makineye yakın olan objeler geridekilere oranla çok daha büyük görünürler.

Geniş açılı objektiflerde, net alan derinlikleri fazla olduğu için, görüntü içindeki nesneleri olduğundan daha geride gösterir. Deformasyon yapmaz.
Ayrıca geniş açılı objektiflerde perspektifte abartma meydana gelir. Objektife yakın olan nesneler daha uzakta olan nesnelere oranla daha büyük görünür. Bu durum nesneler rası uzaklıkların abartılmasına ve derinliğin artması gibi bir izlenime neden olur.

Alan derinliği fazla olduğu için, manzaralar, geniş panaromalar, etkileyici bir gökyüzü ve kalabalık sahneler için geniş açı idealdir. Sıkışık iç mekanlarda çalışırken de yararlıdır.

.Olumlu ve olumsuz etkileri:
Bu objektiflerin oluşturdukları görüntü alanı daha büyüktür. Fotoğrafa farklı bir hava katması, alan derinliğinin çok büyük olması, dar mekanlarda rahat fotoğraf çekme imkanı sağlaması gibi sebeplerden dolayı geniş açılı objektifler tercih nedeni olmaktadır. Geniş açılı objektifler kaydırma hareketi için de tercih edilebilecek uygun objektiflerdir. Geniş çekim ölçeklerine gerek duyulduğunda, özellikle konu ile kamera arasındaki uzaklığın az olduğu dar çekim mekanlarında       ( küçük odalar, otomobil içleri vb. ) geniş görüş alanına sahip olmak istediğimizde geniş açılı bir objektife ihtiyacımız olacaktır.

Bu olumlu özelliklerinin yanı sıra geniş açılı objektif kullanmanın bazı dezavantajları olduğunu da söyleyebiliriz.
Geniş açılı objektif kullanımında kameranın objeye fazlaca yaklaştırılması sonucu görüntüde bozulmalar oluşur. Örneğin objenin kameraya daha yakın bölümleri gerçek boyutlarından daha büyük görünür. Geniş açılı objektif kullanımında alan derinliği artar, fakat kamera objeye fazlaca yaklaşırsa alan derinliği tamamıyla sığlaşır. Geniş açılı objektif kullanımında, kameraya doğru veya zıt yönde yapılan hareket hızlı olarak algılanır.
Geniş açılı objektifler yakındaki konuları olduğundan daha büyük, uzaktaki konuları ise olduğundan daha küçük gösterir. Bundan başka odak mesafesi küçüldükçe perspektif noktalarında distorsiyon (biçim bozulmaları) çoğalır.

Balıkgözü objektifler:
Çok geniş objektiflere balıkgözü objektif denir(6-15 mm). Kullanım alanı çok sınırlıdır. Çünkü kullanımları çok zordur. Görüş açıları çok geniş olduğundan çekim yapan kişinin ayakları ya da parmaklarının görüntüye girmesi gibi sorunlar yaşanır. Bu olumsuzlukları gidermek özel bir çaba gerektirir. Balıkgözü objektiflerde dikey ve yatay çizgiler aşırı şekilde distorsiyona uğrar; düzgün çizgiler birer eğri olarak görünür. Odak uzunluğu 14-15 mm dolayında olanların görüntü daire çapı yeterince geniş olduğundan, film(ya da algılayıcı) yüzeyini tamamen doldururlar. Bu tür balıkgözü objektiflere “full frame fisheye”(tam kadraj balıkgözü) adı verilir. Odak uzunluğu 6-8 mm arasındaki balıkgözü objektiflerin oluşturdukları görüntüler ise diktörtgen değil, dairedir.




Dar açılı (odak uzaklığı uzun-tele) objektifler
Dar açılı objektifler, konuya yaklaşmadan konu düzlemini fotoğraf makinesine yakınlaştıran ve odak uzaklığı olarak normal objektiften daha büyük olan objektiflerdir. Kullanılan film ya da sensöre göre, normal objektiften odak uzaklığı büyük olan her objektif , dar açılı(tele) objektiftir. Yine 24x36 mm film ya da sensörden bir örnek vermek gerektiğinden; bu format için dar açılı objektifin 85 mm, 105mm, 300mm ve daha büyük odak uzaklığına sahip objektifler olduğu söylenebilir. Dar açılı objektifler uzun odakli objektifler, tele objektifler, katadioptrik objektifler olmak üzere üçe ayrılırlar.

.Diyafram ve ışık geçirgenliği:
Bu objektiflerin odak mesafesi arttıkça sarsmadan tutulabilmeleri zorlaşır. Bundan başka ışık geçirgenlikleri de azalır. Bu sebeple 300mm ve daha üstü değerlere sahip objektifler genelde sehpa ile birlikte kullanılır.
.Alan derinliği ve perspektif etkisi:
Geniş açılı objektiflerde net alan derinliği fazla, dar açılı objektiflerde de az olur. Objektifimiz ne kadar çok geniş bir alanı görüyorsa ilgi merkezimizin önü de net olur arkası da. Ne kadar açık diyafram kullanırsak kullanalım yine netlik alanı azaltmakta zorlanırız. Genelde her tarafı net fotoğraflar çekeriz. Bunun tam tersi, objektifimizin açısı ne kadar darsa kontrol edilebilir net alan o kadar azalır. Dar açılı objektiflerde geniş açılı objektiflerde olduğu gibi insan gözünün alışık olduğu perspektif görünümü bozarlar. Dar açılı mercekler perspektif olarak ele alındıklarında perspektif yığılmalara ve çerçeve içerisinde art arda sıralanmış nesnelerin aralarındaki boşlukları yok edecek etkileri vardır. Dar açılı objektif kullanımında alan derinliği azalır , ancak yeterli seviyede objeden uzaklaşılırsa alan derinliği o oranda artar. Dar açılı objektifler alan derinliğini sınırlayarak konuyu ön plana çıkardığı için portre ve özellikle moda fotoğrafçılığında sıklıkla kullanılır.
.Konuya uzaklığa etkisi:
Bu objektiflerle kamera konumunu değiştirmeden daha uzaktaki nesnelerin daha yakın ve büyütülmüş görüntülerini elde ederiz. Tele objektiflerin en büyük özelliği konuyu yaklaştırmakla birlikte, konu planlarını üst üste bindirmesidir. Doğal olmayan bu görüntüyü daha çok sinemacılar uzak plan çekimlerde, sıklıkla kullanırlar.
.Kullanım alanları:
Dar açılı objektifler daha çok konuya yaklaşmanın zor, olanaksız ve tehlikeli olduğu durumlarda tercih edilir. Spor karşılaşmaları, vahşi doğa, moda çekimleri gibi konularda da sıklıkla kullanılan dar açılı objektifler, alan derinliğini çok sınırlı bir konunun zeminden ayrılması gereken çekimlerde sıklıkla tercih edilir (portre vb. gibi).

.Olumlu ve olumsuz etkileri:
Dar açılı objektiflerde, alan derinlikleri çok kısıtlı olduğundan net ayarı tam yapılan objeler ön ve arka plandan kolaylıkla sıyrılır ve fotoğraflarda derinlik duygusu oluşur. Bunun yanında, bu objektiflerin odak mesafesi arttıkça sarsmadan tutulabilmeleri zorlaşır. Bundan başka ışık geçirgenlikleri de azalır. Bu sebeple 300mm ve daha üstü değerlere sahip objektifler genelde sehpa ile birlikte kullanılır.
Ayrıca, bu objektifler konuyu yakınlaştırırken perspektiflerin üst üstü gelmesine neden olur. Perspektif yığılması adı verilen bu olay istisnai durumlar dışında tercih edilmez.

Değişken Odaklı (Zoom) Objektifler:
Son 10 yılda popülerliği olan ve kullanımı hızla artan bir objektif tipidir. Özel bir mekanizma yardımı ile objektifin odak mesafesi değiştirilebilir. Bu da kullanıcıya verilen değerler arasındaki tüm objektifleri kullanıyormuşcasına bir rahatlık temin eder. Bu objektiflerde odak mesafesi iki numara ve bunların arasına " - "sinyali koyularak gösterilir. Örneğin 35-70mm ibaresi bu objektifin değişken odak mesafesine sahip olduğu anlamına gelir. Özellikle kompakt fotoğraf makinelerinde kullanılan değişken odaklı objektifler kullanıcıya hem geniş açı, hem normal hem de dar açılı objektif kullanabilme imkanı tanır.
Profesyonel kullanımda ise tek bir objektif taşıyarak pekçok objektifin odak uzaklığını sağlaması sebebiyle kullanıcıların seçimi olan bu objektifler, hareketsiz odaklı objektiflere göre bir miktar daha pahalıdırlar (özellikle f2.8 ya da f2 gibi değerlere sahip olanları).



.Diyafram ve ışık geçirgenliği:
Değişken odaklı objektifler, çok fazla sayıda mercekten oluştuğu için ışık geçirgenlikleri fazla değildir. Ayrıca diyafram açıklıkları da belli bir değerin altına inemez.

.Olumlu ve olumsuz özellikleri:
Değişken odaklı (zoom) objektiflerin üzerlerinde bulunan bir halka yardımı ile odak uzaklığı değiştirilebilir ve bu sayede sanki birkaç objektife sahipmişsiniz gibi çekim yapabilirsiniz. Bu objektifler yardımı ile tek bir objektif taşıyarak istediğiniz görüş açısında çekim yapabilir ve kadrajı (konumunuzu değiştirmeden) istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Profesyonel kullanımda, tek bir objektif taşıyarak birçok objektifin odak uzaklığını sağlaması sebebiyle kullanıcıların tercihi olan bu objektifler, sabit odaklı objektiflere göre biraz daha pahalıdırlar. Bu objektiflerin diğer olumsuz özellikleri arasında, ağır olması, görüntü kalitesinin nispeten düşük olması ve daha yavaş olması gösterilebilir.


Makro Objektifler
Yakın çekim için kullanılabilecek malzemelerin en mükemmeli makro objektiflerdir. Bu tip objektifler sonsuzdan yaşam boyutuna (1:1) kadar netlik yapabilme özelliğine sahiptirler. Bu objektiflere uzatma tüpü ilavesiyle 2:1 (gerçek boyutta 1 cm olan böceğin film üzerinde 2 cm olarak görünmesi) ve daha fazla büyütme oranlarına ulaşılabilir. En çok kullanılan makroobjektif tipi 50 mm dir (bazı markalarda 55 mm). Buna ilave olarak 100 ve 200 mm odak uzunluklu makroobjektifler de mevcuttur. Bu tip uzun odaklı makroobjektifler yakınına kolaylıkla yaklaşılamayan böcek, kelebek ve benzer konuların nispeten uzaktan görüntülenmesi için çok uygundur.




MAKRO EKİPMANLARI

Uzatma Tüpü (Extension Tube):
İyi bir yakın çekim için en etkin yöntem, film düzlemi ile objektif arasındaki mesafenin uzatılmasıdır. Uzatma tüpleri objektif ile makine gövdesi arasına monte edilerek bu işlevi yerine getiren araçlardır.
Söz konusu tüpler genellikle üç ayrı boyuttan oluşan bir set hâlinde satılır ve gerek tek gerekse üst üste takılıp birlikte kullanılabilir. Ana objektifin netlik ayarı sayesinde görüntünün farklı boyutları net olarak fotoğraflanabilir. Uzatma tüpleri boyut itibariyle fazla yer kaplamayan malzemeler olduğundan kullanımı da oldukça pratiktir.






Körük (Bellows)
Uzatma konusunda tüplerle aynı işlevi gören bir başka malzeme de körüklerdir. Tüplere göre avantajları ana objektif ile gövde arasına daha fazla mesafe koyabilmesi ve takıp çıkarma zahmetine katlanmadan her ölçüde uzatma mesafesini ayarlama imkânı vermesidir. Bir uzatma körüğü ve 100 mm objektif ile sonsuz mesafeden 1:1 (yaşam boyutu: görüntülenen nesnenin gerçek boyutunun 24x36 mm ebadındaki film düzleminde de aynı boyutta görüntülenmesi) daha yakın çekimlere kadar fotoğraf çekmek mümkündür.

Ters Çevirme Halkası (Reversal Ring):
Bu işlemde de close-uplarda olduğu gibi film düzlemi ile objektif arasındaki mesafe değişmediği için ilave poz düzeltmesine gerek duyulmaz. Bu yöntem en iyi orta ebat geniş açı objektiflerde (20-30 mm) sonuç verir.
Bu tip objektifler geniş bir görüş açısını 24 x 36 mm’lik film boyutuna sığdırmak üzere tasarlandıkları için makineye ters takıldığında küçük boyutlu bir görüntüyü film üzerinde büyütme işlevi görürler. Vidalı sistemle makineye monte edilen objektiflerin çoğunun ön kısmında objektifi ters takmaya imkân sağlayan ilave vida yivleri bulunur. Bununla birlikte objektifinizde ters takmaya imkân veren vida sisteminin de bulunmadığı durumlarda objektifinizi ters çevirip ön kısmını makinenizin objektif yuvası üzerine iyice kapattıktan sonra makine içine ışık geçmeyecek şekilde yakın çekim yapabilirsiniz

Böyle bir durumda objektifin netlik ayarı kullanılamayacaktır ve önerilen sistemi objektifin makineden ayrılmaması için iki elinizle idare etmeniz gerekecektir. Netlik ayarını ise makine ve objektifi birlikte ileri-geri oynatarak sağlayabilirsiniz. Objektifin ters takılması yakın çekim imkânı sağlayan en basit ve hızlı yöntem olmakla beraber,bu yöntemin verdiği sonuçlar oldukça sınırlıdır. Hangi objektifi ters kullanırsak kullanalım, ancak tek bir netlik mesafesi olacağı için değişik noktalara netleme yaparak kadrajı değiştirme olanağı yoktur. Başka bir ifadeyle her tip objektif için ancak bir tek görüntü boyutu mevcuttur.

Yakınlaştırıcı Mercekler (Close-up Lenses):
Yakınlaştırıcı objektifler filtrelere benzer malzemelerdir ve objektifin ön kısımındaki filtre vidalanan kısma takılırlar. Makinenize takılı normal objektiflerin optik yapısını değiştirerek konuya daha fazla yaklaşıp net görüntü elde etmeye yararlar. Film düzlemiyle objektif merkezi arasındaki mesafe sabit kaldığı için poz değerlerinde düzeltme yapmak gerekmez. Yakın çekim için kullanımı en kolay malzeme olmakla birlikte, elde edilen netice açısından pek tatminkâr değildir. Her şeyden önce makinenizde takılı olan objektif önüne başka bir mercek konularak kullanılacağı varsayılarak imal edilmediği için çoğu zaman normal objektifinizle close-up objektifler birbiriyle optik açıdan uyum sağlamayacaktır. Bu olumsuzluk da elde edilen görüntü kalitesine yansır.

Öte yandan diğer yakın çekim araçlarına göre close-up objektifler taşıması ve kullanımı kolay malzemelerdir. +5 ölçüsündeki bir close-up objektif, kullanım yerine göre oldukça iyi neticeler verebilir. +10 ölçüsündekiler ise ana objektif çok açık diyaframda kullanıldığı zaman kenarlarda netlik kaybına yol açar. +20 ölçüsündeki close-up objektiflerde objektif merkezine doğru artan bir netlik kaybını göze almak gerekecektir. Bu tip close-uplar kullanıldığında küçük diyafram kullanılarak (f/11 ve daha küçük diyaframlar) netlik kaybı azaltılabilir.

İçeriğe dön